14 Masum Aleyhimusselam Eşittir Ve Tek Nurdur.

ENGLISH

Imamet
Hazreti Fatima Selamullahi Aleyha
Zuhur
Rec'at
Kiyamet
Kerbela
Namaz
Abdest
Takvim
Hutbetul Beyan
Imamet Hadisi
Ziyaret-i Camia Kebir
Gadir-i Hum
Gaybet-i Numani

الْلَهُمَّ صَلِّ عَلَى مُحَمَّدْ وَاَلِ مُحَمَّدْ وَعَجِّلْ فَرَجَهُمْ وَالْعَنْ أَعْدَائَهُمْ

Allah-u Teala Kur’an-ı Kerim’de “ve etiullahe ve etiu’r-resule ve ulul-emri minküm” “Allah’a, Rasulune ve sizden olan Ulul-emre itaat edin” (4/en-Nisa/59) buyurmaktadır. Bu ayetten delillendirme suretiyle faydalanmak, iki öncüle dayanmaktadır.

1- Allah-u Teala mutlak bir şekilde, yani bütün zamanlarda ve mekânlarda, bütün durumlarda ve şartlarda olmak üzere Ulul-emre itaati emretmiştir. Ayetin iktizası gereği onların emirlerine ve nehiylerine uymayı hiçbir kayde bağlamamıştır.

2- Allah-u Teala’nın kullarının inkar etmelerine ve isyan etmelerine razı olmadığı bilinen bir husustur. “Bununla beraber O kullarının küfrüne razı olmaz” (39/ez-Zümer/7) buyrulmaktadır.

Bu iki durumun gerektirdiği (yani Ulul-emre itaatin vacip oluşu ve onların emirlerine karşı gelmek suretiyle günah işlemek) Ulul-emre itaatin mutlak olarak vacip oluşu, Onları günahtan engelleyecek ve taatten uzaklaştırıcı olan şeylerden uzaklaştırıcı bazı zati özelliklerle ve Rabbani-İlahi inayetle muttasıf olmasını gerektirmektedir. Bu, diğer bir ifadeyle masumiyetten başka bir şey değildir. Böyle değilse onlar ilahi bir inayetin altında bulunamazlardı. Aksi takdirde onlar mutlak itaat doğru olmaz ve herhangi bir kayda ve şarta bağlanmaksızın itaatın emredilmesi yanlış olurdu.

Allah-u Teala bu ayette kesin bir şekilde “ulul-emre” itaat etmeyi emretmiştir. Allah’ın kendisine kesin ve kat’i bir şekilde emrettiği kimsenin, hatadan masun ve korunmuş olması gerekir. Çünkü o kimsenin hatadan masun olmaması ve hata edebileceğinin takdir edilmesi durumunda, Allah ona tabi olmayı emretmiş olur. Bu durumda ise bu hatayı işlemeyi emretmek olmuş olur. Hâlbuki hata bizzat hata olduğundan dolayı yasaklanmıştır. Bu ise aynı işte emir ve nehyin aynı değerlendirme ile birleşmesi sonucuna götürür ki bu imkânsızdır. Böylece Allah-u Teala’nın ‘emir sahiplerine’ kesin olarak itaat etmeyi emrettiği ve Allah’ın kendisine itaat etmeyi emrettiği şahsın da hatadan uzak olmuş olduğu hakikatı ortaya çıkar. Bu ayette zikredilen “ulul-emr’in” masum olması gerektiği sonucu ortaya çıkar. (Mefatihu’l-gayb c-10 s.144)

Ulul-emr kimlerdir. Askerler midir, yoksa güvenlik güçleri midir, yoksa bilginler midir, hadisçiler midir hâkim otorite ve siyasiler midir, yoksa bütün bunların hepsi midir? Şayet Müslümanlar bir şey üzerine ittifak etmişler ise niçin Müslümanlardan bir grup buna aykırı düşünmektedirler.

Allah-u Teala Kur’an-ı Kerimde “Hani rabbi İbrahim’i bir takım kelimelerle sınayınca O da imtihanı başarınca dedi ki ben seni insanlara imam kılacağım” (2/el-Bakara/124) buyurmuştur bu ayetle de imamların masumiyetine delil getirilmiştir. İstidlal yönü ayette geçen imam kavramının tanımına ve sınırının çizilmesine dayanmaktadır. Ayette geçen imamet kelimesi nübüvvet ve risaletin dışında bir kelimedir. İlki vahyi taşıyan ikincisi vahyi tebliğ eden bir makamı ifade etmektedir. İmamet ömrünün son yıllarında bu iki makamdan sonra kendisine verilmiş bir makamdır. Çünkü o yıllar boyu zaten Nebi ve Resul idi. Zaten bu ayetle muhatap olduğunda da bu makamlarla kendisine hitap edildi. Ayette geçen imamet makamı kıyadet/önderlik makamından ibarettir. Bu makamın doğasında toplumda kuvvet ve kudret ile şeriatı uygulamak vardır. Ayette geçen imamet makamının üçüncüsü olduğu hakikatini şu ayet açıklamaktadır. “Yoksa onlar Allah’ın kendi fazlından verdiği noktalarda insanları mı kıskanıyorlar. Şüphesiz Allah İbrahim ailesine kitabı ve hikmeti vermiş ve onlara büyük bir mülk bağışlamıştır.” (4/en-Nisa/54) Allah’ın Halil’e ve zürriyetinden bazısına nimet olarak vermiş olduğu imamet ayette geçtiği gibi büyük bir mülktür. Bizim bu büyük mülkü nübüvvet ve risalet makamının ötesinde olan imamet makamının açığa çıkması için araştırmamız gerekmektedir. Bu yüce makam, toplumu saadete ulaştıracak sağlam ve muhkem bir kıyadetten, ilahi bir hükümetten başka bir şey olamaz. Allah-u Teala bu yüce mülkün hakikatını şu ayetlerde açıklamaktadır.

1- Hazreti Yusuf’un dilinden şunu aktarmaktadır. “Ya Rabbi sen bana mülkten verdin ve olayların tevilini bana öğrettin” (13/Yusuf/101). Allah’ın kulu Yusuf’a verdiği mülkün nübüvvet olmadığı yeryüzünde kendisiyle emin ve mekin bir konuma yükseldiği hâkimiyet olduğu bilinen bir husustur. “Olayların tevilini öğrettin” bölümü nübüvvete “mülk” ise sultaya ve kudrete işarettir.

2- Allah-u Teala, Davud (a.s) hakkında “Allah O’na mülk ve hikmet verdi ve O’na dilediğinden öğretti” (2/el-Bakara/251) ve “Mülkünü kuvvetlendirdik, O’na hikmet ve fasl-ı hitabı verdik” (38/Sad/20) buyurmaktadır.

3-Allah, Süleyman(a.s)’ın dilinden de “Benden sonra hiç kimseye verilmeyecek bir mülkü bana ver. Şüphesiz sen bağışlaması çok olansın” buyurmaktadır. (38/Sad/35)

Bu ayetleri mülahaza ettiğimizde imametin hakikatini görebilmekteyiz.

a-İbrahim zürriyeti için imameti taleb etti, Allah-u Teala da onların bazısı hakkında dualarını kabul etti.

b-O’nun zürriyetinden bir grub ‘Davud, Süleyman ve Yusuf’ nübüvvet ve risaletin ötesinde hükümet ve kıyadet makamına da nail oldular.

c- Allah-u Teala İbrahim(a.s)’ın aline kitap, hükümet ve büyük bir mülk verdi.

Bu öncüller ve hakikatler birbirine eklenince şu sonuçlar ortaya çıkmaktadır: İbrahim(a.s)’ın zürriyeti hakkındaki imametin kriteri topluma hüküm ve kıyadet etmeleridir. Bu imametin hakikatidir. Ancak şurası unutulmamalıdır ki bazen iki makam İbrahim, Yusuf, Davud, Süleyman ve diğerleri örneğinde olduğu gibi aynı kişide toplanabilmektedir. Bazen de bu iki makam birbirinden Talut örneğinde olduğu gibi ayrılabilmektedir. “Peygamberleri onlara: Bilin ki Allah, Talut’u sizlere hükümdar olarak gönderdi, dedi. Bunun üzerine biz hükümdarlığa daha layık olduğumuz halde, kendisine servet ve zenginlik yönünden geniş imkânlar verilmemişken o bize nasıl hükümdar olur” dediler. “Allah sizin üzerinize onu seçti, ilimde ve bedende ona üstünlük verdi. Allah mülkünü dilediğine verendir.” (2/el-Bakara/247)

Müslümanların Nebi'si Sallallahu Aleyhi ve Alihi ve Sellem şehadetinden sonra kurdukları imamet gerçeklilikte bu imametle aynılık sağlamaktadır.

Ayette geçen zalimden kasıt kimdir?

Halil’in insanlara imam kılınmasından kastın ilahi kıyadet, insanların kuvvet, kudret ve güçle saadete iletilmeleri olduğu anlaşıldığına göre geriye ayet-i kerimede geçen imamlardan olmadığı belirtilen zalimin kim olduğunun açıklaması kalmaktadır.

Allah dostu Halil’e imamet elbisesini hediye olarak giydirdiğinde İbrahim(a.s) zürriyetinden de imamlar kılmasını istedi. Kendisine imametin ilahi bir mansıp olduğu ve zalimlerin bu makama ulaşamayacağı söylenilerek cevap verildi. Çünkü imam insanlar arasında mallarda ve nefislerde tasarruf etmek suretiyle itaat olunan kimsedir. İmamın dosdoğru yol üzerinde olması gerekmektedir. Bundan dolayı haddi aşan zalim kimse bu makama layık değildir.

Allah’ın ahdini bozan, kanunlarını ve hadlerini nakz eden cehennem ateşi üzerindedir. Kendisine güven duyulamaz ve hilafetin ipleri ellerine bırakılamaz. Çünkü o hıyanete ve haddi aşmaya yatkın olan bir kimsedir. Kendisini zorbalığa götürecek güç potansiyel olarak kendisinde bulunmaktadır. Kendisinin itaat edilen, sözü geçerli, tasarrufu meşru bir imam olmasını akıl tasvip etmemektedir. İmamet makamı hakkında zülüm işleyen, ömrünün bir gününde dahi olsa haddi aşan, putlara ibadet eden heykele meyleden kimse hepsi aynı kategoriye girmiş oluyor. Allah-u Teala onlar hakkında arşı aladan şöyle nida ediyor “benim ahdime zalimler erişemez” Durumun düzelten ile olduğu hal üzere kalan arasında herhangi bir fark gözetmeksizin.

Cessas bu istidlal yöntemine şöyle karşı çıkıyor; Ayet zülüm üzere kalan zulmü ikame eden kimseyi kapsamaktadır. Yoksa tövbe edip durumunu ıslah eden kimseye taalluk etmemektedir. Çünkü hüküm bir sıfata taalluk ettiğinde ve bu sıfatta sonradan zail olduğunda hüküm de kalkmaktadır. “Zulmedenlere meyletmeyin sonra size azap dokunur” (11/Hud/113) ayetinde olduğu gibi onlar zulmettikleri müddetçe onlara meyletmemek gerekmektedir. “ahdime zalimler erişmez” ayetinde geçen zalim kavramının kapsamına durumunu düzeltip tevbe eden kimse girmemektedir. Çünkü bu şahıs bu halde zalim olarak isimlendirilmemektedir. Nasıl ki kafirken tövbe eden kimse sonradan kafir olarak nitelendirilemeyeceği gibi. (Tefsir-u Ayati’l-Ahkam c.1 s.72)

Eleştiri: “Hükmün medarı/dayanağı mevzunun bulunmasına göredir” kaidesi külli bir kaide değildir. Aksine hükümler iki kısımdır. Bir kısmı Cessas’ın da belirttiği gibidir. Bir kısmı da ne zaman olursa olsun bir an dahi olsa gerçekleştiğinde hükmün mevzu ile muttasıf olduğu bölümdür. Vasıf olumsuzlandığında vasıflandırmanın kalktığı bölüme örnek “İçki haramdır” “otlayan koyunda zekât vardır” İkinci kısma örnek “Zina edene hadd uygulanır” “Hırsızın kolu kesilir” gibi. Bu iki örnekten kasıt bu günahları sonradan terk etseler dahi işleyenler bu hükme mahkûmdurlar. Bir diğer örnek “Gücü yeten kimse hacca gitmelidir” Haccetme hükmü üzerinde sabittir. Taksir dolayısıyla istidadını/gücü yetme kaybetse dahi haccın farziyeti üzerinde durmaktadır. Konumuzu teşkil eden ayet-i kerimede geçen “Zalim” kelimesi hırsız, zinakar, hacca gücü yeten kimse gibidir.

Evet, bu ayette geçen mevzu/konu ikinci türdendir. Bir an dahi olsun zülüm işleyen kimse tövbe etse dahi imameti üstlenme fonksiyonunu kaybetmektedir. Çünkü insanlar zulüm eylemine göre dört kısma ayrılmaktadırlar.

1-Hayatı boyunca zulmeden

2-Ömrünün her devresinde Tahir ve nakiy olan

4-Hayatının başlangıcında Tahir, sonrasında zalim olan

3-Hayatının başlangıcında zalim sonrasında tövbe edip Tahir olan

Buna göre bizim İbrahim(a.s)’ın zürriyetinden bazısına istediği imametin hangi kısmına verilmesi gerektiğine vakıf olmamız gerekmektedir. İbrahim imameti ilk ve dördüncü kısımdaki özellikleri taşıyan için istemiş olmuş olamaz. Ömrü boyunca zulümle hayatını geçirmiş olan bir zalim için veya imamet günlerinde zalim olan birisi için istemiş olamayacağı açıktır. Çünkü imamet hususunda onlara güvenilemez. Geriye diğer iki kısım kaldı. Allah-u Teala ahdinin zalimlere erişemeyeceği hususunu kesin bir şekilde belirtmiştir. Ayette geçen bu ibare ile üçüncü grup ta ayetin kapsamının dışında kalmaktadır. Yani ömrünün başlangıcında zalim kıyadeti ele geçirdiği kendisini düzelten kimseyi de dışta bırakmaktadır. Bu üçüncü kısım da dışta kalınca geriye sadece ikinci kısım kalmaktadır. Ömrünü berrak ve pak bir sahife gibi geçiren kimse. Kıyadetten önce de sonra da mil kadar haktan sapmamış, dosdoğru yolda bulunmuş, masum olarak tanımladığımız bir imam.

Görüşte ve Reyde Masumiyet: öncelikle imamlar isyandan ve muhalefetten masumdurlar. İkinci olarak görüşte/sözde hata ve zilleden de masumdurlar. Onların zikr-i hâkimden herhangi bir ayeti tevil ederken ve açıklarken sözlerinde herhangi bir aykırı görüş serdetmezler. Ayrıca Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Alihi ve Sellem’ın fiili, kavli ve takriri sünnetleriyle ilgili açıklamalarında da durum aynıdır. Kitab ve sünneti bilenler için bu delil yeterli gelmektedir.

Onlar ceddleri Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Alihi ve Sellem’den sonra insanların önderleridirler.

Enbiyaların Masumiyetinin Mertebeleri :

Kendisiyle masuniyet kastedilen ismet nübüvvet makamında birçok mertebeleri vardır.

a-Vahyi alış ve tebliğ edişteki masumiyet

b- Günahlardan ve masiyetten masumiyet

c- Ferdi ve dünyevi işlerde hatadan masumiyet

İlk mertebedeki ismet ümmetin ittifak ettiği bir mevzudur. Çünkü bu mertebede meydana gelecek bir hata veya karmaşıklık insanların güvenini sarsar. Bu durum peygamberlerin verdiği haberlere ve konuşmalarına güvenmemeyi beraberinde getirir. Nübüvvetten beklenen asıl gaye gerçekleşmemiş olur.

Ayrıca Kur’an-ı Kerim nebisini koruyacağını vahy-i ilahinin tebliği için korumasının daima üzerinde olacağını açıkça belirtiyor. “O, bütün görünmeyenleri bilir sırlarına kimseyi muttali kılmaz. Ancak bildirmeyi dilediği peygamber bunun dışındadır. Çünkü O, bunu ardından ve önünden gözcüler salar. Ki böylece peygamberlerin, Rablerinin gönderdiklerini hakkıyla tebliğ ettiklerini bilsin” (72/el-Cinn/26,27,28)

Ayet-i Kerimede vahyin korunabilmesi için iki tür koruyucudan bahsediyor.

a- Nebi (s.a.a)’i her yönden kuşatan melekler

b- Bizzat melekleri ve Nebi(s.a.a)’i kuşatan Allah-u Teala Bu şiddetli koruyuş ve kamil gözetiş, sade nübüvvetin amacının gerçekleşmesine mebnidir. Hiç şüphesiz nübüvvetin yegâne amacı vahy-i İlahinin beşere ulaştırılmasıdır. Öyleyse Allah’ın resulleri ve nebileri (sav), şeriatın amellerini uygulama sahasında bütün isyanlardan, zenbden/günahlardan ve kaymalardan mutlak olarak korunmuşlardır.

Çünkü peygamberlerin gönderilmesindeki hedef peygamberlerin bu esasdan faydalanabilmesi ile gerçekleşir. Çünkü onlar insanlara bildirmekle yükümlü oldukları ilahi hükümleri kendileri yerine getirmedikleri zaman kendilerine duyulan güven kaybolur. Bunun üzerine onların gönderilmelerindeki hikmet gerçekleşmemiş olur.

Muhakkik Tusi bu delile şu veciz yolla işaret temektedir: Amacın gerçekleşebilmesi için güven güvenin gerçekleşebilmesi için de Nebilerin masum olması gerekmektedir. (Keşfü’l-Murad fi şerh-i Tecrid-i İtikad s.217)

Peygamberlerin masum olması Kur’an-ı Kerim’in çeşitli yerlerde vurgulanan bir olgudur. Biz bunlardan bazısını serdediyoruz.

A- Kur’an-ı Kerim peygamberlerin seçilmiş ve hidayete erdirilmiş kişiler olduklarını vurgulamaktadır. “Onları seçkin kıldık ve doğru yola ilettik” (6/el-Enam/87)

B- Allah-u Teala, Kur’an-ı Kerim’de hidayete erdirdiği kimseyi saptırmaya kimsenin gücünün yetmeyeceğini bildirmektedir. “Allah kimi hidayete erdirmiş ise onu saptıracak kimse yoktur” (39/ez-Zümer/37)

C- Masiyet dalalet olarak değerlendirilmiştir. “O, sizden birçoğunu saptırdı.” 36/Yasin/62)

Bütün bu ayetlerden peygamberlerin her türlü dalaletten masum olduğu sonucu çıkartılabilir.

Peygamberlerin masım olduğuna dair getirdiğimiz akli deliller, onların bisetten önce de masum olduklarına da delildir. Çünkü insan ömrünün bir bölümünde masiyet edip günah işlediğinde daha sonra da irşad ve hidayet sancağını yüklendiğinde insanların ona bütünüyle güveni gerçekleşmez, sözlerine gönül rahatlığıyla kulak vermelerine engel olur. Ancak bisetinden önce pak ve temiz bir hayat yaşamış olan kimse için elbette böyle bir sakınca söz konusu değildir. Böyle bir şahıs insanların güvenini celbetmeye ve onların teyidini kazanmaya muktedirdir. Ayrıca günah işlemeleri caiz olursa ve işledikleri takdirde risalet karşıtlarının ellerine resulun aleyhinde çok kolay bir şekilde kullanabilecekleri büyük bir koz geçmiş olur. Ellerine geçirdikleri bu koz sayesinde risaletin sahibini kirletmeye ve davasının basit bir dava olduğunu böylece vurgulamaya çalışırlar.

—Basit ve çirkef bir ortamda, temiz ve pak yaşantısıyla tertemiz yaşantısıyla Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Alihi ve Sellem Muhammedü’l-Emin lakabını almıştı. O ortamda bu lakabı alabilen yegâne kişi oydu. Zıt unsurları düşmanlarının güvenilmeyecek işlerini risalet düşmanlarının menfi çabalarını o bu özelliğiyle ve istikamet üzere oluşuyla dağıtmıştı. Cahiliyyenin cifeliğini derece derece kaldırmıştı.

Ayrıca şurası açıktır ki; peygamberlerin hayatlarının başlangıçlarından itibaren temiz olmalarını kabul etmek, nübüvvet makamına ulaştıkları andan itibaren ismet özelliğini kazanmaları görüşünü kabul etmekten daha hayırlıdır. İlkinin irşad etmedeki etkisi ve tesiri diğerinden hiç şüphesiz daha kuvvetlidir. Hikmet-i İlahi kâmil en güzel bir ferdin nübüvvet ve risalet makamına seçilmesini gerektirmektedir.

Peygamberlerin Hatadan ve Kaymalardan Masumiyeti :

— Peygamberler günahlardan masum olmalarının yanında ayrıca şu aşağıda sayılacak olan durumlarda da masumdurlar.

a- Tartışmalarda verecekleri hükümlerde ve husumetlerle ilgili verdikleri kararlarda

Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Alihi ve Sellem her ne kadar kanıt ve yemine göre karar vermekle yükümlü idiyse de, fakat o getirilen kanıtın yanlış veya yemin eden kimsenin yalancı olması durumunda

b-Şeri hükümlerin konulmasının teşhisinde.

c- Günlük sıradan olaylarda

Bu gibi yerlerde hata yapmalarını caiz görmek dini hükümler sahasında hata yapılması sonucunu doğurmasına bağlı olduğundan, peygamberler bu sahalarda masumluk vasfıyla vasıflandırılmışlardır. Bu durumlarda ve sahalarda hata yapmak, insanların peygamberlerin şahsına güvenmelerine zarar verir. Asıl peygamberlerin gönderilmesi sebebine büyük bir tehlikedir. İlk iki şıktaki geçen noktalarda peygamberlerin masum olması gerektiği son şıktaki gereklilikten daha açıktır.

Peygamberler, Nefret Ettirici, Tiksindirici Hastalıklardan Beridirler :

İsmetin bir mertebesi de peygamberlerin pak vücutlarında, insanların kendilerinden nefret ettirecek ve onlardan uzaklaştıracak bir hastalığın bulunmaması gerektiğidir. Çünkü bazı hastalıklar, cismi afetler ve ruhi özellikler vardır ki insanlar onlardan uzaklaşır, insanın tabiatına sıkıntı verir ve insanlar onlardan uzaklaşırlar. Bundan dolayıdır ki peygamberler ruhi ve cismi ayıplar taşımaktan uzaktırlar. Çünkü insanların peygamberlerden uzaklaşmaları ve ondan kaçınmaları peygamberlerin, ilahi risaletin insanlara bildirilmeleri olan gönderiliş hedeflerine zıtlık teşkil etmektedir. Ayrıca hakikatin ortaya çıkarılması gerektiğine dair aklın da kesin hükmü vardır. Akıl, Allah-u Teala’nın hakim olması dolayısıyla peygamberlerin bu tip ayıplardan noksanlıklardan uzak ve beri olmasına hükmetmektedir. Aklın bu sahadaki hükmü kesindir. Bundan dolayıdır ki gelen bazı rivayetlerde Eyüp (a.s)’ın nefret ettirici hastalıklara imtihan edildiğine dair gelen bazı rivayetlere karşın Ehl-i Beyt İmamlarından gelen rivayetler ise bu rivayetleri nakz edici ve aklın kesin hükmünü içerici tarzdadır. İmam Sadık (a.s) “Eyüp (a.s) bütün sıkıntılarla imtihan edilmesine rağmen hiçbir zaman kendisinden tiksindirici bir koku çıkmadı, görüntüsü hiçbir zaman çirkin olmadı, ne kötü bir kan ve ne de irin kendisinden sadır olmadı, ne kendisini gören bir kimse korkuya düşmedi, vücudundan hiçbir kurtçuk düşmedi. Allah-u Teala’nın imtihan ettiği bütün peygamberlerinin ve değerli evliyalarının durumu bu şekildedir. İnsanların onlardan uzaklaşmalarının sebebine gelince fakirliktir, durumlarını zayıf görmeleridir. Çünkü insanlar, o yüce zatların Rabbleri katındaki makamlarının yüceliğini ve rablerinin onlara olan desteklerini bilmemektedirler.” (el-Hısal c.1, yedi bablar, hd no 107) Bundan dolayı bu hadisle çelişik olan rivayetler sıhhat yönünden bir temelden yoksun olup, reddedilmiştir.

Masumiyetin Olmadığına Delalet Eden Ayetlerin İncelenmesi :

Aklın kesin hükmünü ve Kur’an’ın peygamberlerin masum olması gerektiğine dair hükmünü öğrenmiş olduk. Ancak bu bölümde verdiğimiz hükme tezat teşkil edecek ilk bakışta şüphe oluşturacak bazı ayetlerin incelmesi yapılacaktır. Bu ayetler peygamberlerden masiyetin ve günahın sudurunu caiz gösterecek niteliktedir. Âdem (a.s) ve diğerlerini konu edine bazı ayetler.

Bu Ayetlerin Çözümü

İlke olarak Kur’an-ı Kerim’de çelişki olmadığını başlangıçta bir Müslüman olarak kabul etmek mecburiyetindeyiz. Ayrıca kabul etmemiz gereken diğer nokta da ayetlerin kendisinde bulunan karineler ışığında bizzat ayetin hakiki muradını anlamaya çalışmamız gerektiğidir. Bu tarz yerlerde müteşerriinin hükmü için ibtidai açıklığın kriter olmasının mümkün olmamasıdır. Şia’nın mütekellimlerinin ve müfessirlerinin büyükleri, bu Kur’an’i ayetleri özel olarak incelemeleri işin güzel tarafını oluşturmaktadır. Öyleki, iş bu raddede kalmamış, bu sahada özel, müstakil eserler telif edilmiştir. Biz, bu ayetlerin birer- birer incelenmesi ve çözüme kavuşturulması bu risalenin sınırlarını çok çok aştığından değerli okuyucuları Seyyid Murtaza’nın “Tenzihü’l-Enbiya”, Fahrüddin er-Razi’nin “İsmetü’l-Enbiya” ve Cafer Sübhani’nın “Mefahimü’l-Kur’an’ adlı mevzui/konulu tefsirinin beşinci cildine havale ediyoruz.

İsmetin Menşei ve Sebebi :

İsmetin menşeini ve sebebini iki durumda özetleyebiliriz.

a- Peygamberler, Allah-u Teala’nın kendilerine bahşetmiş olduğu geniş marifetten faydalanmaktadırlar. Bundan dolayı hiçbir zaman Allah-u Teala’nın rızalarını hiçbir şeyle değiştirmezler. Onların ilahi azametin, ilahi cemalın ve ilahi kemalin güzelliklerini iliklerine kadar hissedip, idrak etmeleri onları Hak Teala’dan başka bir şeye teveccüh etmelerine ve Hakkın dışında bir şey hakkında derin derin ve çokça düşünmelerine engel olmuştur. Marifetin bu mertebesinden ve derecesinden Emire’l- Müminin Ali (a.s) şöyle bahseder: “Öncesinde, sonrasında ve kendisiyle Allah’ın olmadığı hiçbir şey görmedim.” (Biharü’l-Envar, c.70 s.22). İmam Sadık (a.s) da “Ben, ikramından dolayı ibadet edilen şu Rabbe, sadece muhabbetten dolayı ibadet ederim.” (Biharü’l-Envar, c.70 s.18, dokuzuncu hadisin içeriğinde).

b- Peygamberler itaatin semeresini ve meyvesini, günahların tesirini ve kötü sonuçlarını kamil bir şekilde bildiklerinden ötürü, vahy-i İlahiye muhalefet etmemişlerdir. Mutlak olarak ismet Allah’ın bazı veli kullarına da hastır. Ancak bazı korunmaya çalışan müminler de günahların büyük bir kısmından kendilerini koruyabilirler. Örneğin muttaki ferd gibi. Onlardan intihar veya Salih bir insanın öldürülmesi gibi bir eylem sadır olamaz. Hatta bazı sıradan Müslümanlar dahi bazı günahlar noktasında ismetten faydalanabilmektedirler. Örneğin elektriğin çarpmasını bilen kimsenin bu konuda tedbirli olması gibi. İmam Ali (a.s) bu sakınmaya çalışan muttaki kimseler hakkında “Onlar, hemen hemen cenneti görmüş gibidirler, cennetin nimetlerinden cennette faydalanmış gibidirler. Onlar, hemen hemen cehennemi görmüş gibidirler, cehennemde azap görmüş gibidirler.” (Nehcü’l-Belağa, 193. Hutbe)

Bu tip yerlerde ismet, kişinin kötü amelin sonucunu bilmesinden dolayı kaçınmakla gerçekleşmektedir.

İsmetle İhtiyar Birbiriyle Zıt Değildir :

İsmetin kaynağında, masumun iradesiyle çelişen hiçbir durum söz konusu değildir. Masumun iradesi ve ihtiyarı elinden alınmış değildir. Aksine Masum kişi Allah’ı hakkıyla tanımakta, itaatin güzel sonucunu ve masiyetin yıkıcı etkilerini bilmektedir. Masiyeti işleme kudreti olduğu kudretini hiçbir zaman bu şekilde kullanmaz. Şefkatli bir baba misali, evladını öldürme kudreti bulunduğu halde öldürmez ve ona zarar vermek dahi istemez. Bundan daha açık olanı da Allah-u Teala’dan çirkin bir şeyin sudur etmemesidir. Kadir-i mutlak Allah-u Teala itaat edenleri cehenneme, isyan edenleri cennete koyma kudreti varken ancak adaleti ve hikmeti ameli işlemekten engel olmaktadır. Bu açıklamalar ışığında masiyeti terk etme ve itaati yerine getirme peygamberler için büyük bir övünç kaynağıdır. Onlar masiyeti işleme kudretin ve itaati terk etme kudretine sahip oldukları halde ihtiyari kudretleriyle taate devam eder, masiyeti terk ederler.

Masumiyet Peygamberliği Gerektirmez :

Biz bütün peygamberlerin masum olduğu inancında olmamıza rağmen, masum olan her insanın da peygamber olmadığı görüşündeyiz. Yani masumiyetin peygamberliği gerektirdiği görüşünde değiliz. Her nebi masumdur. Fakat her masum nebi değildir. İnsan takarrub ile bu makamı elde edebilir fakat peygamber olamaz. Kur’an-ı Kerim’in Hazreti Meryem hakkında söylediği şu sözler konuya açıklık getirir niteliktedir. “Ey Meryem! Şüphesiz Allah, seni seçti, tertemiz kıldı, seni dünya kadınlarına üstün kıldı.” (3/Al-i İmran/42) Kur’an’ın Meryem (a.s) hakkında “ıstıfa/tertemiz kılma” kelimesini kullanması Meryem’in masumiyetine delalet eder. Çünkü bu sözcük Peygamberler hakkında Kur’an-ı Kerim’de kullanılmıştır. “Şüphesiz Allah, Âdem’i, Nuh’u, İbrahim Ailesini ve İmran Ailesini seçti/ıstıfa etti.” (3/Al-i İmran/33) Ayrıca ayet-i kerime Hazret-i Meryem(a.s)’ın temizliğini konu edinmektedir. Onun hakkında “ıstıfa” kelimesinin kullanılmasıyla onun her türlü kirlilikten ve günahtan uzak oluş kastedilmiştir. Bu taharet ve beraat, Yahudilerin İsa(a.s)’ın babasız dünyaya gelmesi hakkında attıkları iftiradan beraattan farklıdır. Çünkü Meryem (s.a)’ın bu masiyetten tebrie edilmesi İsa (a.s)’ın veladetinin ilk günlerinde kendisiyle konuşmak suretiyle olmuştu. “Bunun üzerine Meryem çocuğa işaret etti. Biz beşikteki bir sabi ile nasıl konuşalım dediler” (19/Meryem/29) ayrıca eklememiz gereken diğer nokta da Hazreti Meryem’in ıstıfa ve tathirini içeren ayet-i celile O’nun Hazreti İsa’ya hamileliği döneminde olmuştu.

İmamın Masum Olmasının Gerekliliği :

Kendi konusunda anlatıldığı üzere, imam ve halife bütün beldeleri siyasi ve iktisadi yönden idare etmeye gücü yeten, Müslüman beldelerin sınırlarını koruyan sıradan basit komutanlar gibi değildirler. Bu sayılan vazifeler yanında diğer başka görevlerin bulunduğunu da eklemek gerekir. Bu konuya önceki bölümlerde işaret ettik. Bu görevin bazılarını dile getirecek olursak, Kur’an-ı Kerim’in tefsiri, dini hükümlerin beyanı, insanların itikadi sorularına cevap, akidede sapma meydana gelmesini önlemek, şeriatı tahriften korumak gibi. Bütün bunlar hata yapmayacak ve karışıklığa meydan vermeyecek her türlü şüpheden uzak geniş ve derin bir ilimle gerçekleşebilir. Sıradan insanlar bu vazifeleri üstlendiklerinde hatadan ve kaymalardan güvenilir bir konumda değildirler.

İsmetin nübüvvetle eşit bir makam olmadığını bilmemiz gerekmektedir. İsmet, nübüvveti gerektirmemektedir. Nice şahıslar vardır ki ismet makamından faydalanabilmekte ama nübüvvet makamından faydalanamamaktadırlar, yani nebi değildirler. Bunun en açık örneği Nebilerin ve Resullerin ismetinden bahsederken değindiğimiz Meryem-i Betüldür. (Daha detaylı bilgi için, bu makalenin sahibi Cafer Sübhani’nin İlahiyat adlı eserine bkn, c.2, s. 146-198) Ayrıca bu bölümde -yukarıda geçen akli tahliller ve istidlallerin yanında- imamların masumiyetine delalet eden bazı durumları da aktaracağız.

1-Allah-u Teala’nın Ehl-i Beyt Aleyhumusselam’ın “rics”ten uzal olduğunu bildiren kesin ve kati iradesi “Ey Ehl-i Beyt! Allah sizden ricsi gidermek ve sizi tertemiz kılmak istiyor” (33/el-Ahzab/33). Bu ayetin Ehl-i Beyt Aleyhimusselam’ın masumiyetine delaleti şu şekildedir: Allah-u Teala’nın Ehl-i Beyt(a.s)’ın ricsin her türünden tathirine yönelik özel iradesi Onların bütün günahlardan ve masiyetten masum olmalarını gerektirmektedir. Çünkü onların rics kapsamındaki her türlü kirden tathirleri, ruhi, ameli ve fikri her türlü kirlikten uzak olmalarını gerektirmektedir. Bunların en açık olanları da günahlar ve masiyetlerdir. Bu irade bütün fertlere değil bazı özel fertlere taalluk etmektedir. Çünkü bütün fertlere yönelik tathir iradesinde herhangi bir istisna söz konusu edinmeden gelmektedir. Genel tathir iradesi teşrii bağlamda bütün Müslümanları kuşatmaktadır. “Fakat O sizi tertemiz kılmak istiyor” (5/el-Maide/6). Bu iradenin taalluk ettiği yerlerde geri kalanların sebebi şeriatın emirlerine ve nehiylerine itaatin gerçekleşmemesidir. Bu diğer bir tabirle “teşrii irade’dir.” Tekvini irade’de murada ve muradın taalluk ettiği şeyde herhangi bir farklılaşma asla bulunmamaktadır. Ricsten tathir de tekvini irade kapsamına girdiğinden imamların günah işlemeleri ebediyen mümkün değildir. Ayrıca tekvini irade İmamlardan ihtiyarın alınmamasını da gerektirdiğini belirmemiz de uygun düşmektedir. (Akaid kitaplarında bu konu ayrıntısıyla işlenmiştir.)

2- Ehl-i Beyt İmamları Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Alihi ve Sellem’ın buyurduğu “sakaleyn” hadisinin hükmünün canlılaştığı zatlardır. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Alihi ve Sellem şöyle buyurmaktadır. “Sizin aranızda iki ağır emanet bırakıyorum: Allah’ın Kitabı ve itretim.” Onlar, Kur’an-ı Kerim’in dengidirler. Nasıl ki Kur’an-ı Kerim hatanın ve karışıklığın her türlü renginden uzak ve korunmuş oldukları gibi Ehl-i Beyt de fikri ve ameli her türlü şaibeden uzaktır ve korunmuştur. Bu oldukça açık bir konudur. Bu hadisin zeylini incelediğimizde

a- O ikisine tutunduğunuz müddetçe asla sapıtmazsınız.

b- O ikisi havuzun başına gelinceye kadar birbirlerinden ayrılmazlar.

Ehl-i Beyt’in yoluna tutunmak, hidayeti gerektirmektedir. Çünkü Kur’an-ı Kerim’in masuniyeti ve masumiyeti gibi Onlar da masun ve masumdur.

3- Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Alihi ve Sellem, Onları Aleyhimusselam binenin boğulmaktan kurtulduğu ve binmeyenin ise dalgalar arasında boğulduğu Nuh(a.s)’un gemisine benzetmiştir. (Müstedrekü’l-Hakim, c.2, s.151; Suyuti, Hasaiaü’l-Kübra, c.2, s.266)

Maide 35 "Ey inananlar, çekinin Allah'tan ve onu vesileyle arayın ve savaşın onun yolunda da muradına erenlerden olun."

Nebe 39 "Bugün, gerçektir, artık dileyen, dönüp Rabbinin tapısına varmaya bir vesile edinir."

Bu Ayet-i Kerimelerde Allah Subhanallah Teala VESİLE ile arayın diye buyurmuştur. Peki Allah'u Teala'yı vesile ile nasıl arayabiliriz?

İsmet lügatta 'koruma, himayeye alma ve men etme' manalarına gelir. Bu kelime iftial babından i'tisam kalıbındaki şekliyle ise 'bir şeye tutunmak, dayanmak ve sığınıp korunmak' gibi anlamları ihtiva eder.

Bu kelime 'bir şeye sımsıkı sarılmak ve kopup gitmemek (korunmak) için sağlam tutunmak' anlamlarını ifade eden 'i'tisam' ve 'isti'sam' şekliyle de Kur'an'da geçer.

Bu sımsıkı sarınılması gereken vesile velayettir, yani 14 masum Aleyhimusselam'dır. Bir kişi inansa 14 masum birdir eşittir ve bu ne 15 olur ne de 13 işte o kişi sapasağlam bir ipe tutunmuştur ve işte o kişi hidayet olunmuştur.

"Ümmetin içinde her zaman bir adil imam var olacaktir ki, hakimlerin tahrifini, batıl ehlinin bid'atlerini ve cahillerin yorumlarını dinden uzaklaştırıp yok etsin.” Bihar'ul-Envar, c. 33, s. 30, 46. hadis.

Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Alihi ve Sellem buyuruyor ki: "Kim benim sünnetimi ihyâ ederse beni ihyâ etmistir. Beni ihyâ eden cennette benimle birlikte olacaktir."

İmam Ali Aleyhisselam buyuruyorki : “Sözlerimizi emin gönüller kabûl eder, o sözler, metin akillara gider.” Nehc'ul Belaga,Hutbe:189

İmam Ali Aleyhisselam buyuruyorki : “Biziz nübüvvet agaci, vahyin indigi mahal; meleklerin inip çiktiklari yer. Biziz ilim mâdenleri, hikmetlerin kaynaklari. Bize yardim eden, bizi seven, rahmeti bekler; bize düsman olan, bize bugzeden, azâbi bekler.” Nehc'ul Belaga,Hutbe:109

İmam Ali Aleyhisselam buyuruyorki : "Çünkü ilmi rivâyet edenler çoktur; ona riâyet edenlerse pek o kadar yoktur.” Nehc'ul Belaga,Hutbe:239

Ahzab 33 : "Ey Ehl-i Beyt! Şüphesiz Allah Subhanallah Teala sadece sizden her türlü pisliği gidermek ve sizi tertemiz kılmak ister."

Allah Subhanallah Teala tertemiz bir Ehlibeyti tanıtıyor ki bunlar fiilen, zaten ve sıfatan tertemizlerdir. Peki bu Ehlibeyt kimdir?

Tövbe 36 : "Şüphesiz Allah Subhanallah Teala katında ayların sayısı, gökleri ve yeri yarattığı günden beri Allah'ın kitabında on ikidir. Bunlardan dördü haram aylardır. İşte dosdoğru olan din budur. Öyleyse bunlarda kendinize zulmetmeyin. Onlar sizlerle topluca savaştığı gibi, siz de müşriklerle topluca savaşın ve bilin ki hiç şüphesiz Allah, takva sahipleriyle beraberdir."

Bu ayetin tam ortasında dikkat edilirse "dosdoğru din" tanımlaması vardır. Ravi geldi Imam Cafer Sadık Aleyhisselama arzetti : Bu 12 aydan kasıt Ocak, Şubat, Mart mıdır? Imam Cafer Sadık Aleyhisselam buyurdular : 12 aya inanmak dosdoğru dindir. Ama 12 aydan kasıt senenin ayları değildir. Çünkü yeryüzünde 13 aya yada 11 aya inanan yoktur. Budist, Yahudi, Hıristiyan, ateist herkes 12 aya inanır. Eğer senenin aylarına inanmak dosdoğru din olsaydı bunların hepsi doğru din üzere olurdu ve zaten Islamın gelmesine gerek kalmazdı. 12 aydan kasıt 12 Imam Aleyhimusselam'dır. Bunlara inanmak dosdoğru dindir.

Ehlibeyt Peygamberimiz Muhammed Sallallahu Aleyhi ve Alihi ve Sellem, Imam Ali Aleyhisselam, Hazreti Fatima Selamullahi Aleyha, Imam Hasan Aleyhisselam, Imam Hüseyin Aleyhisselam ve onun 9 pak evlatları olan Imamlardan oluşmaktır.

14 Masum Alehimusselam'dan oluşan Ehlibeyt Kur'an Kerim iledir ve bize Kur'an-ı Kerim'i açıklayan sadece onlardır. Unutmayalım ki hadisi şerifte buyurulmuş ki : Herkim Kur'an-ı Kerim'i kendi kafasına göre açıklasa cehennemliktir. Bundan dolayı tertemiz kılınan bir Ehlibeyt millete tanınmıştır ki biz Allahu Teala'nın emir ve yasaklarını anlayalım.

Şura 23 : "Bu, Allah'ın, inanan ve iyi işlerde bulunan kullarını müjdelemesidir işte. De ki: Sizden, tebliğime karşılık bir ücret istemiyorum, istediğim, ancak yakınlarıma sevgidir ve kim güzel ve iyi bir iş yaparsa onun güzelim mükafatını arttırırız; şüphe yokki Allah, suçları örter, iyiliğe, mükafatla karşılık verir."

Ehlibeyt'e olan sevgiden bahseden bu ayetten anlaşıldığı gibi onları sevmek farzdır. Ehlibeyti seven ve onların düşmanlarından uzak olan kişi, Allah Subhanallah Teala'nın mükafatına mazhar olacaktır.

Yasin 12 : "Gerçekten biz ölüleri diriltiriz, onların önceden yapıp gönderdiklerini ve bıraktıkları eserlerini yazarız. Zaten biz her şeyi "imamı mübin"de sayıp tesbit etmişizdir."

Bu ayet geçen "İmamı Mübin" manası "Açık İmam" demektir. Ravi geldi Peygamberimize arzetti : Bu ayette geçen Imamı Mübin ne demektir ? Peygamberimiz Sallallahu Aleyhi ve Alihi ve Sellem buyurdu : Imamı Mübin işte şu anda gelendir. Ve tam o sırada kapı açıldı ve içeriye Imam Ali Aleyhisselam girdi. Imam Ali Aleyhisselam Imamı Mübin'dir. Yani herşey Imamı Mübin de sayıldı döküldü, açıklandı.

İsra 71 : "Her insan grubunu imamlarıyla çağıracağımız gün, artık kimin kitabı sağ eline verilirse, onlar kitaplarını okuyacaklar ve onlar, bir hurma çekirdeği üzerindeki küçücük bir tomurcuk (zerre) kadar bile zulme uğratılmazlar."

Bu ayet indiginde, müslümanlar Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Alihi ve Sellem'e sordular:

" Ya Resulullah, bütün insanların imamı sen degil misin?" Peygamber Efendimiz Sallallahu Aleyhi ve Alihi ve Sellem buyurdu ki:

"Ben bütün insanlara Allah tarafindan gönderilmis bir peygamberim. Lakin benden sonra insanlarin üzerine Ehl-i Beytimden imamlar olacaktir, fakat bunu küfür ve dalalet ehli taraftarlari ile birlikte tekzib edip, onlara zulmedeceklerdir!!. Her kim Ehl-i Beyt Imamlarını Aleyhimusselamı sever, onlara tabi olup tasdik ederse iste o kişi bendendir ve benimle beraber olup beni bulacaktir!!! Her kim onlari tekzib eder ve onlara zulmederse benden değildir ve bende ondan uzak olacağım.

Maide 67: "Ey Peygamber, bildir, sana Rabbinden indirilen emri ve eğer bu tebliği ifa etmezsen onun elçiliğini yapmamış olursun ve Allah, seni insanlardan korur. Şüphe yok ki Allah, kafir olan kavme, doğru yola gitmek hususunda başarı vermez."

Bu ayet Zilhicce'nin 18. günü inmiştir. Bunun üzerine Peygamberiniz Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Alihi ve Sellem Gadir-i Hum denilen yerde, en az 120.000 kişiye İmam Ali Aleyhisselam'ın kendisinin vasisi olarak duyurmuştur.

İmam Aleyhisselam millete duyurulduktan sonra aşağıdaki ayet nazil olmuştur :

Maide 3 : "...Bugün dininizi ikmal ettim, size verdiğim nimetimi tamamladım, size din olarak Müslümanlığı verdim de hoşnut oldum."

Velayetin ilanıyla din tamamlanmıştır. İmamet ile nimet tamamlanmıştır.

Secde 24 : "İçlerinden de sabrettikleri zaman emrimizle dogru yola götürecek imamlar tayin ettik ."

Al-i İmran 103 : "Hep birden Allah'ın ipine sımsıkı sarılın,..."

Bakara 256 : "Dinde zorlama yoktur. Çünkü doğruluk, sapıklıktan ayırd edilmiştir. Artık her kim tâğutu inkar edip, Allah'a inanırsa, sağlam bir kulpa yapışmıştır ki, o hiçbir zaman kopmaz. Allah, her şeyi işitir ve bilir."

Ehlibeyt Aleyhumusselam sağlam kulptur. Ona yapışan kurtuluşa erendir. İnkar eden ise helak olacak olan. Tağut'un kelime manası ise seni Hak'tan alıkoyan herne varsa o senin tağutundur.

Saffat 24 : "Ve durdurun onları, şüphe yok ki sorulacak onlardan."

Yani onlar İmam Ali Aleyhisselam sevgisinden sorumludurlar. Durdurulacaklar Ehlibeyt Aleyhimusselam'a karşı davranışlarından dolayı sorgulanacaklardır. onlara düşmanlık edenler veya düşmanlık edenlerin peşi sıra gidenlerin vay haline...

Fatiha 7 : "Nimetlendirdiğin kişilerin yoluna; gazaba uğramışların değil, sapıkların da"

Nimet verilenler yani Hazreti Muhammed Mustafa Sallallahu Aleyhi ve Alihi ve Sellem ve İmam Ali bin Ebu Talip Aleyhisselam'ın yolunu takip eden taraftarlarının yolu.

Bakara 5 : "Onlardır rablerinden doğru yolu bulanlar, onlardır kurtulup muratlarına erenler."

Selman Farsi'den Peygamberimiz şöyle buyurdu : Ya Selman, İmam Ali Aleyhisselam'ın taraftarları kıyamet günü kurtuluşa erenlerdir.

Senetli olarak Muhammed b. Müslim Es-Sekafî, İmâm Muhammed Bâkır Aleyhisselam'dan Resulullah'ın Sallallahu Aleyhi ve Alihi ve Sellem şöyle buyurduğunu nakletmektedir: "Arş'ın sağ tarafında bir topluluk duracaktır ki, yüzleri nurdan olan bu topluluk, nurdan minberler üzerinde yer alacaklardır… Onlar Ali'nin Şîalarıdır ve Ali de onların imâmı." El-Mehâsin, s.181.

14 Masum Aleyhimusselam Eşittir Ve Tek Nurdur :

Muhammed Mustafa Sallallahu Aleyhi ve Alihi ve Sellem ..... Imam Ali Murtaza Aleyhisselam ..... Hazreti Fatima-i Zehra Selamullahi Aleyha ..... Imam Hasan al-Mucteba Aleyhisselam

Imam Hüseyin Seyyidi Suheda Aleyhisselam ..... Imam Aliyen Zeynel Abidin Aleyhisselam ..... Imam Muhammed Bakir Aleyhisselam ..... Imam Cafer Sadik Aleyhisselam

Imam Musa Kazim Aleyhisselam ..... Imam Ali Riza Aleyhisselam ..... Imam Muhammed Taki Aleyhisselam ..... Imam Ali Naki Aleyhisselam ..... Imam Hasan Askeri Aleyhisselam

Imam Mehdi Aleyhisselam.