ANASAYFA

İMAMET HADİSİ

İmam Ali Aleyhisselam Tarık Bin Şehab’a şöyle buyurdu:

Ya Tarık! İmam Allahın kelimesidir, Allahın hüccetidir, Allahın vechidir (yüzüdür), Allahın nurudur, Allahın hicabıdır, Allahın ayetidir. Allah onu tercih etmiş ve kendi istediği her şeyi ona vermiştir. Böylece ona itaati vacip kılmıştır ve onu bütün yarattıklarına emir sahibi ve hâkim etmiştir. İşte O İmam, Allahın göklerde ve yerdeki velisidir. Bu esasla onun hakkında bütün kullarından ahit almıştır. Herkim ondan öne geçerse arşın üstünde Allaha karşı kâfir olmuştur. O İmam, her istediğini yapar. O istediğinde Allahta ister O’nun pazusuna şöyle yazmıştır: ‘’temmet kelimetu rabbike sidqen ve adlen’’ (rabbin kelimesi doğruluk ve adalet üzerine tamamlanmıştır). O’dur doğruluk ve adaletin ta kendisi.

O’nun için yerden göğe kadar nurdan bir sütun dikilmiştir. Orada bütün kulların amellerini görür. Heybeti elbise olarak giymiştir. Ve bütün gizlilikleri bilir, bütün gayblara hâkimdir. O’na mutlak ve tam olan bir tasarruf ve hâkimiyet verilmiştir. Doğuyla batı arasını görür mülk ve melekût (somut ve soyut) âleminden hiçbir şey O’na gizli kalmaz. Vilayetinde var olan bütün uçanların lisanı ona verilmiştir. Ve işte bu imamı, Allahu Teâlâ kendi vahyi için seçmiştir. Ve kendi gaybı için O’ndan razı olmuştur. Ve kelimesi ile O’nu teyit edip desteklemiştir. Hikmetini O’na telkin etmiştir. O’nun kalbini meşiyyetinin mekânı etmiştir. Ve O’na saltanatı vermiştir. Ve her şeye, O’nun emrine ve hükümetine boyun eğdirmiştir. Ve O’na itaat edilmesine hükmetmiştir. Çünkü bu imamet peygamberlerin mirasıdır. Ve seçilmişlerin menzilidir. Allahu Tealanın ve O’nun resullerinin hilafetidir. İmamet ismettir, vilayettir, saltanat ve hidayettir. Çünkü imamet dinin tamamıdır. Ölçülerin ölçüsüdür. İmam kastedenlerin delili ve hidayet olanların nurudur. Saliklerin (yol katedicilerin) yoludur. Ariflerin kalbinde doğan güneştir. O’nun vilayeti kurtuluş sebebidir. İtaati hayatta farzdır. Ölümden sonra bütün ihtiyaçların karşılığıdır. Müminlerin izzeti, günahkârların şefaatidir. Sevenlerin necatı, izleyicilerin kurtuluşudur. Çünkü imamet islamın başıdır. İmanın kemalidir. Bütün ahkâm ve ceza hükümlerinin had ve hudutların tanınmasıdır. Helalleri haramlardan O ayırıp açıklar.

İmamet öyle bir rutbedir ki Allahu Teâlânın öne geçirip tercih etmediği ve vilayet ve hâkimiyet vermediği kimseden başkası ona ulaşamaz. Vilayet, sınırların korunması, işlerin düzenlenmesi, günlerin ve ayların sayılmasıdır. İmam, çokça susamış birine tatlı sudur. Hidayetin delilidir. İmam, günahların temizleyicisidir. Gaybden haber verendir. İmam, kulların üzerine nurla doğan bir güneştir. O’na eller ve basiretler asla ulaşamaz. Ve Allahu Tealanın şu ayeti “İzzet Allahu Teâlâ, Resulu ve mu’minlerindir.(Munafiqun 8) Ayetteki mu’minler İmam Ali Aleyhisselam ve onun itretidir. Böylece izzet sadece nebiye ve itretine aittir. Nebi ve itret dehrin sonuna dek asla ayrılmazlar.İman dairesinin reisleri, varoluşun kutbu, bağış ve cömertlik seması, varlığın şerefi, şeref güneşinin ışığı, şeref ayının nuru büyüklük ve izzetin aslı, kökü başladığı yeri, manası ve binası Onlardır. İmam; O’dur ışık saçan meşale, O’dur yol, yordam, yağan yağmur, dalgalı ve gürleyen bir deniz. Nurlu aydır, dopdolu bir havuzdur. Apaçık yöntem ve gidişattır. Helaket ortalığı kaplayınca kurtuluş delilidir. Yağmur bulutudur ve yağan yağmurdur. Dolunaydır. Hakla batılı ayıran kesin delildir. Gölgeli göktür. Büyük ve yüce nimettir. Suyu bitmeyen, kurumayan denizdir. VASFEDİLMEYEN ŞEREFTİR.

Kaynayan dop dolu çeşmedir. Yağmuru yağdıran mekândır. Hoş kokulu güldür. Güzel aydır. Aydınlatan nurdur. Yayılan güzel kokudur. Salih ameldir. Faydalı ve kârlı ticarettir. Açık yöntemdir. Dost olan tabiptir. Şefkatli babadır. Korkunç hadiselerde kulların sığınağıdır. Hâkimdir, emreder ve nehyeder. Yaratılmışların üzerinde Allahın emiridir. Hakikatlerin eminidir. Allahu Tealanın kullar üzerindeki hüccetidir. Arzında ve şehirlerindeki haccı ve ziyaretidir. Günahların temizleyicisidir. Ayıplardan uzaklaştırıcıdır. Gaybı bilendir, zahiri sahiplenilemez bir emirdir(iştir), batini derkedilemez gayıptır. Dehrinin(zamanının) tekidir. Nehyinde ve emrinde Allahın halifesidir. O’nun bir benzeri asla bulunamaz, O’nun yerine kimse geçemez. Kimdir bizim marifetimize ulaşabilecek, derecemizi beyan edebilecek, kerametimize şahit olabilecek, menzilet ve makamımızı derkedebilecek? Hayır… Ve asla! Akıllar ve zekâlar hayrete düşer. Derin algılayıcılar dediklerinde perişanlığa düçar olurlar. Azim ve büyük olanlar ne denli küçücük olduklarını ortaya koyarlar. Âlimler kusur ve yetmezliklerini dile getirirler. Şairler kekeme olur, üstün söz sahipleri hüsrana uğrarlar. Hatiplerin dili tutulur, fasihler aciz kalır. Yer ve gök evliyanın (imamların) şanını vasfetmekten tevazu ederler (kaçınırlar). Yerin, göğün şerefi, kibriya (yücelik) celalının nuru ve ışığı, mümkünatın (varlığın) sırrı, bütün devranların kutbu, kâinatın noktası (kaynağı) olanın şanı tanınabilir mi? Vasfedilebilir mi? Tanınıp anlaşılır mı? Derkedilip sahip olunabilir mi acaba?

Şüphesiz, Âli Muhammedin -Sallallahu Aleyhi ve Alihi Vesellem- makamı vasfedicilerin vasfından, tanımlayanların tanımlamasından ve bütün âlemlerde biriyle mukayese edilmesinden yücedir. Nasıl olabilir ki? Çünkü O nurulevveldir, yüce kelimedir. Açık olarak adı konulmuştur, isimlendirilmiştir. En büyük vahdaniyettir. Arkasını dönen de, önünü dönen de ondan kaçınıp çekinmiştir. Allahın en büyük ve yüce hicabıdır. Kim O’ndan haber verip seçebilir ki, hangi akıl onu derkedebilir ki, kim O’nu vasfedip tanıyabilir ki? Nerede? Hayır asla! Bütün bunların Âli Muhammedden -Sallallahu Aleyhi ve Alihi Vesellem- başkasında olduğunu zannedenler yalan demiş ve ayakları kaymıştır, buzağıyı rab edinmiş ve şeytanı kendine hizb (yoldaş) edinmiştir. Bütün bunlar seçkin hane ve ismet evine duyulan buğzdan, risalet ve hikmet madenine beslenen hasetten ötürüdür. Şeytan onlara amellerini süsleyip güzel göstermiştir. Ölüm onlara ve rahmetten uzaklık onlara olsun. Nasıl da cahil olan birini kendilerine imam seçtiler. Nasıl da putlara tapanı ve savaşlarda korkup kaçanı kendilerine imam ettiler. Oysa imamın, içinde cehalet olmayan bir âlim olması vaciptir. Cesurdur asla korkup kaçmaz. Hiçbir haseb, evlilik bağı O’ndan öne geçemez, O’nun üstüne çıkamaz. Ve hiçbir akrabalık bağı O’na yakınlaştıramaz. O’dur Kureyş’in zirvesinde olan, Haşim’in şerefidir. İbrahim’in baki kalanıdır. Kerim olan kaynağın yoludur. Resulun nefsidir. Allahın rızasıdır. O’dur şereflilerin şerefi. Abdulmenafın dalı budağı. Siyasette âlim ve riyasette(önderlik) kaim olandır. Şefaat gününe kadar itaati farzdır. Allahu Teâlâ O’nun kalbine kendi sırrını koymuştur. Ve O’nu kendi konuşan dili etmiştir. O’dur masum ve muvaffak olan. Korkak ve cahil değildir ki terk edilsin. Ey Tarık onlar heva ve heveslerinin peşinden gittiler. “Allah indinden hidayet bulmadan kendi heva ve hevesine tabi olandan daha sapık kimdir?”(Kısas 50)

Ey Tarık imam meleksi beşerdir, semavi cesettir, ilahi emirdir, kutsi ruhtur, yüce makamdır, ışıldayan nurdur, gizli sırdır. O’nun zatı melekidir. Sıfatı ilahidir. Güzelliklerin yığınağıdır. Gaybın âlimidir. Âlemlerin rabbinin hassıdır. Sadıqul Eminden (Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Alihi Vesellem) taraf nasla bildirilmiştir. Bütün bunların tamamı sadece Âli Muhammed -Sallallahu Aleyhi ve Alihi Vesellem- içindir. Hiç kimse Onlarla ortak olamaz. Çünkü Onlardır tenzilin (vahyin) madeni, tevilin manası, celil olan rabbin hassı, emin olan Cebrailin indiği yer, Allahın sıfatları ve seçkinleri, sırrı ve kelimesi, nubuvvet ağacı kişilik ve mertlik kaynağı, söz ve kelamın çeşmesi, yol gösterme ve irşadın intihası, risaletin muhkem olan konusu, celalet nuru, Allahın katı, yanı ve emaneti, Allah kelimesinin karargâhı ve konusu, O’nun hikmetinin anahtarı, Allahın rahmetinin meşaleleri ve nimetinin kaynakları, Allahın yolu ve selsebil, (sonsuz saadete ulaştıran vilayet nehri), dosdoğru terazi, sağlam olan yol ve yöntem, hekim olan zikir (hikmetli zikir), kerim olan yüz, kadim olan nur, şereflendiren, güçlendiren, öne geçiren büyüklük ve fazilet veren O’dur. Kerim olan nebinin halifeleri, rauf ve rahimin (Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Alihi Vesellem) evlatları, Aliyyul Azimin eminleri ve “Bazısının bazısından zuhur ettiği zürriye ve Allah işiten ve bilendir.” (Ali İmran 34) İmam, O’dur yüce rehber, dosdoğru yol. Her kim tanırsa Onları ve dinini Onlardan alırsa böylece Onlardan sayılır. Sonra şu ayete işaret etti. “Bana tabi olup takip eden bendendir.” (İbrahim 36) Allahu Teâlâ Onları kendi azamet nurundan yaratmıştır. Memleketinin emrini Onlara vermiştir. Onlar Allahu Teâlânın gizletilmiş sırlarıdır, mukarreb velileridir. Allahu Teâlânın kaf ve nun arasındaki emridir. Hayır, kaf ve nunun kendisidir. Allahu Teâlâya davet eder ve O’ndan anlatırlar ve O’nun emrine amel ederler. Bütün peygamberlerin ilimleri, vasilerin sırları ve velilerin izzetleri, Onların ilmi, sırrı ve izzetinin yanında denizde bir damla ve çölde bir zerredir. Yerler ve gökler O’nun yanında elinin içi gibidir. Zahir ve batınını bilir. İyisini, facir ve kötü olanını bilir. Yaş ve kuru olanını bilir. Zira Allahu Teâlâ peygamberine –Sallallahu Aleyhi ve Alihi Vesellem- ilmi kan ve yekûnu (olmuş ve olacak her şey) öğretmiştir. Bu korunmuş olan sırrı O’nun pak vasileri miras olarak almıştır.

Allahu Teâlânın laneti ve lanet edicilerin laneti bunları inkâr edene olsun. Allahu Teâlâ yerlerin ve göklerin melekûtunun(batini taraf) gizli ve örtülü olduğu kişiye itaati insanlara nasıl farz ederki? (14 Masum Aleyhimusselamın dışındaki birinin itaatini nasıl farz ederki?) Oysa Âli Muhammedin -Sallallahu Aleyhi ve Alihi Vesellem- her bir kelimesinin yetmiş tane vechi (manası) vardır. Dosdoğru kelam ve hekim olan zikirde eyn (göz), vech (yüz), yed (el), cenb (yanı) olarak gelen ayetlerden kasıt ve murad imamdır. Çünkü O’dur Allahın cenbi (yanı), yüzü ve hakkı. O’dur Allahın ilmi, gözü ve eli. Zira zahirleri, zahir sıfatların batınıdır. Batınları ise batini sıfatların zahiridir. Onlardır batinin zahiri ve zahirin batını. Sonra Resulullahın –Sallallahu Aleyhi ve Alihi Vesellem- şu mubarek kelamına işaret buyurdu: “Allahu Teâlâ için göz ve eller vardır. Ya Ali -Aleyhisselam- sensin o göz ve el.” Allahı Teâlâ nın cenbi (yanı) Onlardır.

Razı olan yüzü, doyurucu çeşmesi, doğru yolu. Allaha götüren vesile. Allahu Tealanın affına ve rızasına ulaştıran. Vahid ve ehedin sırrı O’dur. Varlık âleminde hiç kimse Onlarla mukayese edilemez. Onlardır Allahu Teâlânın hassı ve halisi (saf ve katıksız). Hesaba çekenin sırrı ve kelimesi imanın kapısı ve kabesi. Allahın hucceti ve haccı, hidayet bayrağı ve sancağı. Allahu Teâlânın fazlı ve rahmeti, yakin çeşmesi ve hakikati. Hakkın yolu ve ismeti (korunmuşu). Vücudun başlangıcı ve bitişi. Rabbin kudreti ve meşiyyeti (iradenin kaynağı). Ummul kitap (kitabın kaynağı) ve hatmi (sonu). Faslul hitap (hakla batılı ayıran) ve delili. Vahyin hazinesi ve hafızı (koruyucusu). Zikrin eminleri ve tercümanları, tenzilin (nazil olunmuş) madeni ve intihası odur.

Onlardır Alevi yıldızlar. Muhammedi göğünde, Fatimiyye ismet güneşinden doğan Alevi nurlar. Ahmedi ağacında yeşermiş nubuvvet dalları. İlahi sırların konulduğu beşeri heykeller, tertemiz zürriye, hadi ve mehdi olan Haşimi itret. Onlardır varlığın hayrı ve hayırlısı, onlardır pak ve tahir olan imamlar, masum olan itret, en kerim olan zürriye, raşit (irşad eden) halifeler, yüce ve büyük sıddıklar, necip ve tertemiz vasiler, razı olunmuş evlatlar, hidayet eden mehdiler.

Onlardır Âli Tâha’nın (Tâha ehlinin) en güzel bereketleri, evvellere ve ahirlere (öncekiler ve sonrakiler) Allahın huccetleri. İsimleri, taşlara, ağaçların yapraklarına, kuşların kanatlarına, cennet ve cehennemin kapısına, arşa ve eflaka (âlemler) meleklerin kanatlarına, cemal, izzet, suradıqat (âlemlerden bir âlem ) ve celal hicaplarına yazılmıştır. Uçan kuşlar onların ismiyle tesbih ederler. Denizlerin derinliklerinde balıklar, Onların Şiaları için bağışlanma dilerler. Allahu Teâlâ, vahdaniyeti ve pak ve tertemiz olan zürriyeye iman ve düşmanlarından beraat etme hususunda ikrar ve söz almadığı hiçbir şeyi yaratmadı. Üzerine “LAİLAHE İLLELLAH Celle Celaluhu, MUHAMMEDUN RESULULLAH Sallallahu Aleyhi ve Alihi Vesellem, ALİYYUN VELİYULLAH Aleyhisselam” yazılınca arş istikrar buldu. (yerinde sabit kalabilmiştir)

_________________________________

Kaynak: Tefsirul Burhan Cilt 3 Sayfa 368