Imam Hüseyin Aleyhisselam ve Kutsal Sehir Kerbela

ENGLISH

Imamet
Hazreti Fatima Selamullahi Aleyha
Zuhur
Rec'at
Kiyamet
Kerbela
Namaz
Abdest

الْلَهُمَّ صَلِّ عَلَى مُحَمَّدْ وَاَلِ مُحَمَّدْ وَعَجِّلْ فَرَجَهُمْ وَالْعَنْ أَعْدَائَهُمْ

Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Alihi ve Sellem buyurdu : "Hüseyin Aleyhisselam bendendir ve bende O'ndanım."

"Her kim Hasan Aleyhisselam, Hüseyin Aleyhisselam ve onların zürriyetini ihlâsla severse, imandan çıkaracak bir günah işlemedikçe, çöl kumları adedince bile günahları olsa, ona cehennem ateşi dokunmayacaktır."

"Hasan Aleyhisselam ve Hüseyin Aleyhisselam'i ve onları seveni seviyorum ve benim sevdiğim kimseyi Allah sever. Allah her kimi severse, cennete koyar. Her kim Hasan ve Hüseyin'e düşmanlık beslerse, ben de ona düşmanlık beslerim. Ben kime düşmanlık beslersem, Allah da ona düşmanlık besler. Allah kime düşmanlık beslerse, ateşe koyar."

"Hasan Aleyhisselam ve Hüseyin Aleyhisselam, cennet gençlerinin efendileridirler."

"Hasan Aleyhisselam ve Hüseyin Aleyhisselam imamdırlar, isterlerse kıyam etsinler, isterlerse otursunlar."

Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Alihi ve Sellem şöyle buyurdu: “Hüseyin Aleyhisselam’ın şahadeti için müminlerin kalbinde bir aşk vardır, o aşk asla soğumaz.”

Sonra buyurdular ki: “Babam, her gözyaşın maktulü olana feda olsun.”

Ey Resulullah’ın torunu, her gözyaşın maktulü nedir? dediklerinde; “Onu anan her mümin, mutlaka ağlar” buyurdular.

Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Alihi ve Sellem buyurmuştur ki: "Kim, gök ehli yanında yeryüzü ehlinin en sevilenine bakmak istiyorsa, Hüseyin Aleyhisselam'a baksın."

İmam Cafer Sadık Aleyhisselam'a ravi geldi arz etti : Hiç Kur'an'da Kerbela var mı? İmam Cafer Sadık Aleyhisselam buyurdu : Hiç Meryem Suresi 1. ayete bakmadın mı?

Meryem 1 : كٓـهٰيٰعٓصٓۜ (Kaf ha ye ayn sad.)

Ve Imam Aleyhisselam buyurdu : Kaf Kerbela'ya, ha helekate, ye yezide, ayn susuzluğa ve sad ise sabıra işarettir.

Hicri 61 senesinde Muharrem ayının 10'unda Kerbela Hadisesi meydana gelmiştir. Bu öyle musibetli bir gündür ki, doğudan batıya, kuzeyden güneye yaşayan herkes bu olaya şahit olmuştur. Şöyle ki:

1- Dünyanın her yerinde hangi taşı kaldırdılarsa altından kan aktığını görmüşlerdir. Yani yer gök taş herşey Imam Hüseyin Aleyhisselam için ağlamışlardır.

2- Gökyüzünden kan yağmıştır.

3- Güneş battığında kan damlaları akmıştır.

4- Ağaçlardan kan akmıştır ki bu günümüzde başı şehirlerde Aşura günü hala yaşanmaktadır. İran'da bazı şehirlerde olduğu gibi.

5- Ana Britannica'da yazar ki o gün Ingiltere'de ineklerden süt değil kan akmıştır.

Arapça bir kelime olan Aşura 10 demektir ve o gün kutlama değil yas günüdür. Herkim Peygamberini seviyorsa ve onun Ehlibeyt'inide sevmelidir Nitekim Şura suresi 23 ayette : "De ki: Sizden, tebliğime karşılık bir ücret istemiyorum, istediğim, ancak yakınlarıma sevgidir". Bu ayet gereği her müslüman Peygamberinin Ehlibeytini sevmeli ve bu sevgisini onların musibete uğradığı bu günde yas günü olarak geçirmelidir.

Imam Cafer Sadık Aleyhisselam buyurmuştur : Dünya yaratıldığından beri gökyüzü 2 kez ağlamıştır. İlki Hazreti Zekeriya'nın oğlu Hazreyi Yahya'nın Roma'da başının kesilmesi üzerine meydana gelmiştir. Diğeri ise Kerbela hadisesi üzerene yaşanmıştır. Ravi arzetti : Gökyüzü nasıl ağlar? Kurban olduğum Imam Aleyhisselam buyurdu: Gökyüzü 40 gün boyunca kıpkırmızı oldu ve ondan kan aktı.

Her müslümanın görevi bu katliamı feryat etmektir ve Hakkı tanıyıp batılı inkar etmelidir. Yezid'in kafirliğini haykırıp ona lanet etmelidir ki ihaneti tanıtsın.

Yezid lanetisi başa gelir gelmez ve Eşhedu Enne Aliyen Veliyullahı yok edeceğine yemin etti.

Imam Hüseyin Aleyhisselam buyurdu : "Bu isim benim kan pahama da olsa inmez." Resulullah Sallallallahu Aleyhi ve Alihi ve Sellem buyurmuştur : "İmam Hüseyin Aleyhisselam bendendir ve ben de Ondandanım". Bu hadisin ikinci bölümünde "BENDE ONDANIM" ifadesi çok dikkatli düşümülmelidir. Bu ifade Haşa Mazallah laf olsun diye söylenmemiştir. Imam Hüseyin Aleyhisselam'a yapılan düşmanlık Peygamberin Sallallalahu Aleyhi ve Alihi ve Sellem'in kendisine yapılmıştır. Şura Süresi 23. ayette Ehlibeyt'e karşı mutlak bir sevginin olması buyurulduğu halde günümüzde Aşura günü düzenlenen matem meclislerinde ağlayanlar sine vuranlar kınanmakta ve onlara kafirlik damgası bile vurulmaktadır. Halbuki bu ağlama bu dövünme insanın Imamına duyduğu aşkın gereğidir ve bu acı bu matem zamanla azalmaz Kıyamete kadar devam eder.

Nedir bu Kerbela Olayı neden bunca senedir inananların feryadında bir azalma olmamıştır? Diğer savaşlardan Kerbela Olayını farklı kılan nedir?

Kerbela Olayı öyle bir olaydırki kafir küfrünü tamamıyla ortaya koymuş, kafir ve iman getiren kesin bir çizgiyle birbirinden ayrılmıştır. Yezid lanetisi topladığı bütün askerleri buraya göndermiş ki bazı kaynaklar bu ordunun 30.000 veya 40.000 kişiden oluştuğundan bahseder. Halbuki bu rakamlar gerçekten uzaktır. Hadis-i Şeriflerden anlıyoruz ki Küfe'den Kerbela'ya kadar yaklaşık 100 km Yezidin askerleriyle doldurulmuştu. Ve bu sayının 1.600.000 civarında olduğu gerçeği hiçde abartılı değildir. Yezid bütün gücünü ortaya koydu ki Ve Eşhedu Enne Aliyen Veliyullah'ı yok etsin. Savaş bittikten sonra yaptıklarından büyük bir övünç duydu ve etrafındakilere şöyle dedi : "Keşke atalarım, dedelerim amcalarım hayatta olsaydıda onların öcünü nasıl aldığımı görüp sevinselerdi". Ehlibeyt Aleyhimusselam'a başından beri duyulan kin ve öfke Yezid lanetisi tarafından tamamen ortaya konulmuştur. Günümüzde Yezid'i haklı görenler Imam Hüseyin Aleyhisselam kurban olduğumu akılların almayacağı şekilde millete tanıtmaktadır. Halbuki Kur'an-ı Kerim'de aşağıdaki ayette Allah Subhanallah Teala şöyle buyuruyor:

Nisa 93 : "Kim bir mümini kasten öldürürse, cezası, içinde ebedî olarak kalacağı cehennemdir. Allah ona gazab ve lanet etmiş ve onun için büyük bir azab hazırlamıştır."

Şimdi sorulması gerekir : Acaba Imam Hüseyin Aleyhisselam'ın herhangi bir mümin kadar bile mi değeri yok? Halbuki Peygamberimiz ne buyurmuştu : "İmam Hüseyin Aleyhisselam bendendir bende Ondanım." "Eti etimdir, kanı kanımdır."

Bakara 161 : "Kafir olup küfründe ısrar ederek bu halle can verenler yok mu! Allah'ın laneti de onlara, meleklerin laneti de, bütün insanların laneti de."

Bir kişi ki Peygemberinin buyurduklarına uymaz ve inkar üzerine ölürse bu kişi ebedi cehennemliktir. Lanet edenlerin lanetinide hak eder bu kişi. Şimdi nasıl olur da müslümanım diyen biri "Yezid gibi bir kafire lanet etmek doğru değildir" diyebilir.

Beytül Harameyn (İmam Hüseyin Aleyhisselam ve Hazreti Abul Fazl Abbas Aleyhisselamın ziyetlerinin arasındaki yer). 1 milyondan fazla Zawwar (İmam Hüseyin Aleyhisselam'ın ziyaretçileri) ve Yardıcıları tarafından yazılan yazı. YA HUSEYİN ALEYHİSSELAM.

İMAM HÜSEYİN ALEYHİSSELAM'IN MİNA'DA BUYURDUĞU HUTBE : (Sahabeden İki Yüz ve Tabiinden ise Sekiz Yüzü Aşkın Kişinin Huzurunda )

Bismillahirrahmanirrahim

İmam Hüseyin Aleyhisselam, Beni haşim, Muhacir ve Ensar’dan seçkin şahsiyetlerin katılımıyla düzenlenmiş olan çok önemli bir mecliste[1] şöyle bir hutbe irat ettiler:

Allah aşkına söyleyin; acaba Ali b. Ebi Talip Aleyhisselam’ın Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Alihi ve Sellem’in kardeşi olduğunu, ashap ve yaranı arasında uhuvvet (kardeşlik) akdi yaptığında Ali Aleyhisselam’i kendisine kardeş seçip Sen dünya ve ahirette benim kardeşimsin, ben de senin kardeşinim diye buyurduğunu bilmiyor musunuz?

(Mecliste hazır bulunanlar: ) Evet, Allah’ı şahit tutarız ki öyledir dediler.[2]

İmam Aleyhisselam : Allah aşkına söyleyin; acaba Resulullah (s.a.a)’in cami ve evinin yerini aldığını, sonra caminin kenarında on oda bina ettiğini, bunlardan dokuz tanesini kendisine ve o odaların vasatında yer alan onuncusunu da babam Ali Aleyhisselam’a mahsus kıldığını, daha sonra babam Ali Aleyhisselam’nin odasının kapısı hariç bütün odaların camiye açılan kapılarını kapattığını[3] ve sahabeden bazıları (bu hususta) itiraz edince de: Ben sizin kapılarınızı kapatıp onun (Hz. Ali -a.s-) kapısını açık bırakmadım; fakat Allah-u Teâla sizin kapılarınızın kapatılıp onun kapısının açık bırakılmasını emretti bana buyurduğunu, sonra halkı, Hz. Ali (a.s) hariç camide yatmaktan nehyettiğini ve Hz. Ali (a.s)’ın odasının caminin içerisinde ve Resulullah (s.a.a)’in odasının kenarında yer aldığını ve bu odalarda Resulullah (s.a.a) ve Ali Aleyhisselam’a evlatlar verildiğini bilmiyor musunuz?

(Mecliste bulunanlar:) Evet, Allah şahittir ki öyledir dediler.[4]

İmam Aleyhisselam : Acaba Ömer b. Hattab’ın, camiye bakmak için evinin duvarından göz miktarınca bir delik açmak istediğini, fakat Resulullah (s.a.a)’in buna müsaade etmediğini ve sonra hitabesinde: Allah-u Teâla beni tertemiz bir cami yapmakla görevlendirdi, işte bunun için ben ve kardeşim (Ali) ve evlatlarından başka hiçbir kimsenin camide ikamet etmeye hakkı yoktur diye buyurduğunu bilmiyor musunuz?

(Mecliste bulunanlar:) Evet, Allah şahittir ki öyledir dediler.

İmam Aleyhisselam : Allah aşkına söyleyin Resulullah (s.a.a)’in, Ali’yi Gadir-i Humda velayet makamına atadığını ve Hazır bulunanlar gaipte olanlara bunu ulaştırsın[5] diye buyurduğunu bilmiyor musunuz?

(Mecliste bulunanlar:) Evet biliyoruz, Allah buna şahittir dediler.

İmam Aleyhisselam : Allah aşkına söyleyin bakalım; Resulullah (s.a.a)’in, Tebuk gazvesinde Ali Aleyhisselam’a: Sen bana nispet, Harun’un Musa’ya olan nispeti gibisin[6] Ve: Sen benden sonra her Müminin velisi (önderi)sin[7] diye buyurduğunu bilmiyor musunuz?

(Meclistekiler bulunanlar:) Evet, Allah şahittir ki biliyoruz dediler.

İmam Aleyhisselam : Allah aşkına söyleyin; Resulullah (s.a.a)’ın, Necran ehlinden olan Hıristiyanları mübaheleye (lanetleşmeye) davet ettiği vakit, Hz. Ali Aleyhisselam, eşi ve iki evladından başka kimseyi getirmediğini biliyor musunuz?

(Meclistekiler:) Evet, biliyoruz, doğrudur dediler.[8]

İmam Aleyhisselam : Allah aşkına söyleyin bakalım, Resulullah’ın Hayber savaşında, İslam sancağını Ali Aleyhisselam’nin eline verdiğini ve Şimdi bu sancağı, Allah ve Resulünü seven, Allah ve Resulü de kendisini seven, düşmana dönüp dönüp saldıran, asla firar etmeyen ve Allah’ın, Hayber kalesini kendisinin eliyle fethedeceği bir kimsenin eline veriyorum şeklindeki sözünü biliyor musunuz?

(Mecliste bulunanlar:) Evet, biliyoruz, Allah buna şahittir dediler.[9]

İmam Aleyhisselam: Acaba Resulullah (s.a.a)’ın Beraat suresini Ali (a.s) vasıtasıyla Mekke’ye ulaştırdığını ve Benim mesajımı ben ve benden olan kimseden başkası ulaştıramaz. Diye buyurduğunu biliyor musunuz?

(Meclistekiler:) Evet, biliyoruz; Allah buna şahittir dediler.[10]

İmam Aleyhisselam: Acaba Resulullah (s.a.a)’in, karşılaştığı bütün zor durumlarda ve her hayati meselede Ali Aleyhisselam’a olan sonsuz güveninden dolayı zorlukları halletmek için onu ileri sürdüğünü ve kendisini hiçbir zaman adıyla çağırmadığını ve daima kardeşim diye çağırdığını biliyor musunuz?

(Meclistekiler:) Evet, biliyoruz; Allah buna şahittir. Söylediler[11].

İmam Aleyhisselam: Acaba Resulullah (s.a.a)’in Hz. Ali, Cafer ve Zeyd arasında hakemlik yaptığında: Ya Ali Aleyhisselam sen bendensin, ben de sendenim ve sen benden sonra her müminin velisi (önderisin) diye buyurduğunu biliyor musunuz?

(Meclistekiler:) Evet, biliyoruz; Allah buna şahittir dediler.[12]

İmam Aleyhisselam : Acaba Ali Aleyhisselam’ın Resulullah (s.a.a) ile her gün ve her gece özel bir görüşmesi olduğunu ve bu görüşmelerde Ali Aleyhisselam soru sorduğunda Resulullah (s.a.a)’in ona cevap verdiğini, sustuğunda da Resulullah (s.a.a)’in kendisinin konuşmaya başladığını biliyor musunuz?

(Meclistekiler:) Evet, biliyoruz; Allah da buna şahittir dediler[13].

İmam Aleyhisselam : Acaba Resulullah (s.a.a)’ın kızı Fatıma Aleyhesselam'a: Ben seni Ehl-i Beytimin en hayırlısı, İslam açısından onların en ilki, hilim açısından onların en halimi ve ilim açısından onların en âlimi olan bir kimseyle evlendirdim diye buyurarak Ali (a.s)’ı, Cafer-i Tayyar ve Hamza-i Seyyid-uş Şüheda’dan da üstün tuttuğunu bilmiyor musunuz?

(Meclistekiler:) Evet, biliyoruz; Allah buna şahittir dediler.[14]

İmam Aleyhisselam : Acaba Resulullah (s.a.a)’in: Ben Âdemoğullarının efendisiyim, kardeşim Ali Aleyhisselam Arapların efendisidir. Fatıma cennet ehlinin hanımlarının en üstünüdür, iki evladım Hasan ve Hüseyin de cennet gençlerinin efendileridir. Şeklindeki sözünü biliyor musunuz?

(Meclistekiler:) Evet, biliyoruz; Allah buna şahittir dediler.[15]

İmam Aleyhisselam : Acaba Resulullah (s.a.a)’in Ali Aleyhisselam’ı kendisine gusül vermekle görevlendirdiğini ve Cebrail’in bu işte ona yardımcı olacağını haber verdiğini bilmiyor musunuz?

(Meclistekiler:) Evet, biliyoruz, Allah buna şahittir dediler.[16]

İmam Aleyhisselam : Acaba Resulullah (s.a.a)’in son hutbesinde Müslümanlara hitaben: Ben sizin aranızda iki değerli şey bırakıyorum; (biri) Allah’ın kitabı, (diğeri ise) Ehl-i Beytimdir; onlara sarılırsanız kesinlikle sapmazsınız şeklinde buyurduğunu biliyor musunuz?

(Meclistekiler:) Evet, biliyoruz; Allah buna şahittir dediler[17].

Süleym b. Kays şöyle diyor:

İmam Hüseyin Aleyhisselam ayrıca Hz. Ali Aleyhisselam ve Ehl-i Beyti hakkında Kur’ân’da nazil olan ve Resulullah (s.a.a)’in dilinden duyulan birçok faziletleri saydı. Resulullah (s.a.a)’in sahabesinden mecliste bulunanlar: Evet, Allah’a ant olsun ki biz bunları duymuşuz, tabiînden olanlar da: Biz de bu faziletleri falan güvenilir sahabeden duyduk diyorlardı.

İmam Aleyhisselam, Emir’ul-Müminin Ali Aleyhisselam’ın faziletleri hakkındaki irad ettiği sözlerin devamında şöyle buyurdu:

Allah aşkına söyleyin; Resulullah (s.a.a)’in: Ali Aleyhisselam’e buğz ettiği halde beni sevdiğini iddia eden yalan söylüyor. Çünkü Ali’ye buğz edip de beni sevmek olmaz. Diye buyurduğunu, bunun üzerine de bir adam kalkıp: Ya Resulullah! Bunu biraz açıklar mısınız? Dediğinde Resulullah (s.a.a)’in; Çünkü Ali bendendir, ben de Ali’denim; onu seven beni sevmiştir; beni seven de Allah’ı sevmiştir; Ali’ye buğz eden bana buğz etmiştir; bana buğz eden de Allah’a buğz etmiştir diye buyurduğunu duymuş musunuz?

(Meclistekiler:) Evet, duymuşuz; Allah buna şahittir dediler.[18]

İmam Hüseyin Aleyhisselam daha sonra sözünün devamında şöyle buyurdular:

Ey insanlar! Allah’ın, kendi velilerini öğütlemek için Yahudi âlimleri hakkındaki kınamalarından ibret alın. Allah-u Teâla (Yahudi âlimlerini kınayarak) şöyle buyuruyor:

Niçin onların din âlimleri, onları (Yahudileri) suç olan sözleri söylemekten (ve haram yemekten) men etmediler[19].

Yine Allah-u Teâla buyuruyor ki:

İsrail oğullarından kâfir olanlara Davut’un diliyle de lanet edilmişti, Meryem oğlu İsa’nın diliyle de lanet edilmişti. Bu da isyan ettiklerinden, aşırı gittiklerinden ve işledikleri kötülükten, birbirlerini alıkoymadıklarındandır. Gerçekten de yaptıkları iş, ne de kötüdür.[20]

Allah’ın onları kınamasının sebebi, onların aralarında bulunan zalimlerin yaptıkları kötü işleri ve fesatları görüp onlardan yetişen dünya mal ve makamına olan meyilleri ve maruz kalmaktan sakındıkları baskı ve zulmün korkusu yüzünden onları men etmemelerinden dolayıdır. Hâlbuki Allah-u Teâla: İnsanlardan korkmayın, benden korkun buyurmaktadır.[21]

Yine buyurmaktadır ki: Erkek ve kadın Müminler, birbirlerinin (gözetleyen ve koruyan) dostlarıdır, iyiliği emrederler ve kötülükten de alıkoymaya çalışırlar.[22]

Görüldüğü gibi Allah-u Teâla (müminlerin sıfatını saydığında) marufa emir ve münkerden nehiy etmekle başlayıp ilk olarak onu farz kılıyor. Çünkü biliyor ki, eğer bu fariza yerine getirilir ve uygulanırsa (artık) bütün farizalar ister kolay olsun, ister zor yerine getirilir, uygulanır. Çünkü marufu emir ve münkerden nehiy etmek, zulme uğrayanların haklarının alınmasını, zalimlere muhalefet, beyt’ul-malın ve ganimetlerin (adaletle) bölünmesini, zekâtın gereken yerlerden alınmasını, gerektiği şekilde sarf edilmesini sağlamasının yanı sıra İslam’a yapılan bir davettir de.

İmam Hüseyin Aleyhisselam daha sonra sözlerine şunları da eklediler:

Sonra siz ey ilimle meşhur olup hayırla anılan, nasihatle tanınıp Allah’ın lütfüyle halkın gönüllerinde heybetli görünen topluluk! (Bilin ki) şerefli insanlar sizden çekinir, zayıflar size ihtiram gösterir, kendi derecenizde olan ve ihsan etmediğiniz kimseler (bile) sizi kendilerine tercih eder, (insanların) ihtiyaçları karşılanmadığı zaman sizin arabuluculuğunuzla karşılanır, yolda giderken padişahların heybeti ve büyüklerin izzetiyle yürüyorsunuz.

Acaba bunların hepsi, sizden beklenilen İlahi vazifenizi yapmanız (ve kıyam etmeniz) için değil midir? Oysaki siz vazifelerinizin çoğunu ihmal ediyorsunuz, ümmetin hakkını küçümsüyorsunuz, zayıfların hakkını çiğniyorsunuz. Fakat zannettiğiniz kendi hakkınıza gelince, onu talep ediyorsunuz. Siz Allah yolunda ne bir mal harcadınız, ne O’nun yarattığı canı onun yolunda bir tehlikeye attınız, ne de O’nun rızası için bir aşiretle düşmanlık yaptınız.

(Bununla birlikte) Allah’ın cennetine girmeyi peygamberleriyle komşu olmayı ve azabından kurtulmayı arzuluyorsunuz. Ey Allah’tan böyle beklentileri olanlar! Ben O’nun azabından birisinin size inmesinden korkuyorum. Zira siz, Allah’ın kerameti sayesinde onunla üstün kılındığınız bir makama eriştiniz. Ama Allah’a (ibadet etmekle) tanınan kimselere ihtiram etmiyorsunuz. Oysa siz O’nun ismiyle insanlar arasında ihtiram görüyorsunuz.

Kendi gözlerinizle Allah’ın ahitlerinin çiğnendiğini görmeniz sizleri tedirgin etmiyor. Oysaki babalarınızın bazı ahitlerinin (söz ve vasiyetleri) çiğnenmesinden tedirgin oluyorsunuz. Peygamber’in ahitleri tahkir edilmekte) kör, sakat ve dilsiz kimseler şehirlerde sığınaksız ve idarecisiz kalmış acıyanları bile yoktur; sizler de ne makamınızdan yararlanıp onların hakkında bir iş yapıyorsunuz, ne de (onlar için) bir iş yapan kimselere yardımcı oluyorsunuz! Zalimlere dalkavukluk ve yaltaklık yaparak onlardan korunmaya çalışıyorsunuz. Bütün bunlar yüce Allah’ın size buyurduğu yasaklardır; oysa sizler gaflet içerisindesiniz.

Eğer şuurunuz olsaydı, insanlar arasında en büyük musibete uğrayan ve gerçek âlimlik makamından uzak düşen kimseler olduğunuzu anlardınız. Çünkü işleri yürütmek ve hükümleri uygulamak, Allah’ın helâlı ve haramı konusunda emin olan, güvenilen ulemanın elinde olmalıdır. Oysa bu mevki sizin elinizden alınmıştır. Bu mevki, sadece açık deliller geldikten sonra hakkın etrafından dağıldığınız ve sünnette ihtilaf ettiğiniz için elinizden çıkmıştır.

Eğer eziyetlere sabredip, Allah için zorluklara katlanacak olsaydınız, İlahî emirler (toplumun yönetimi) sizin elinize geçer, emirler sizden sadır olur ve size dönerdi. Siz mevkiinizi bırakarak Allah’ın işlerini onlara teslim ettiniz, onlar da şüphe üzerine hareket edip nefsanî arzulara dalıyorlar.

Zalimleri bunlara musallat kılan şey, siz âlimlerin ölümden kaçmanız ve sizden ayrılacak hayata gönül bağlamanızdır. Sizler güçsüz halkı onlara teslim ettiniz. Onlardan bazıları ezik köleler durumuna düşmüş, bazıları da geçimini sağlayamayan yenik mustaz’aflar haline gelmiştir. Onlar (zalimler), eşrara (kötü insanlara) uyarak ve Allah’a cesaret göstererek memlekette istedikleri şekilde dolaşıyor, heva ve heveslerine tabi olarak da rezillik ediyorlar.

Her şehirde belagatlı hatipleri vardır. Memleketin her tarafı onlara boyun eğmiş durumdadır. Her tarafta sultalarını sağlamışlar. Halk da köleler gibi onlara karşı kendilerini savunacak bir güce sahip değiller. Halka egemen olanlar, ya gaddar, isyankâr ve mustaz’aflara karşı baskı yapan zalimlerdir ya da Allah’a ve kıyamete inancı olmayan emir sahipleridir.

Hayret! Nasıl hayret etmeyebilirim! Oysaki İslam toprakları sahtekâr zalim, zekât toplayan hain ve müminlere karşı şefkatsiz ve insafsız olan hükümdarların tasarrufundadır. Münakaşa ettiğimiz hususlarda bizimle sizin aranızda hüküm verecek olan yalnız Allah’tır. İhtilafımızda bizleri yargılayan da O’dur.

Hüseyin b. Ali Aleyhisselam sözünün sonunda da şöyle buyurdu: Allah’ım; sen biliyorsun ki, bizim tarafımızdan gerçekleşen (kıyam), saltanat için yarış ve değersiz dünya mallarından bir şeye ulaşmak için değildir; senin dininin nişanelerini (öğretilerini) göstermek, beldelerinde ıslahı ortaya çıkarmak, mazlum kullarına emniyet ve güvence kazandırmak ve senin farz, sünnet ve hükümlerine amel edilmesi içindir. Eğer sizler bize yardım etmez ve bize hak vermezseniz zalimler sizlere musallat olur ve Peygamber’in nurunu söndürmeye çalışırlar. Allah bize yeterlidir; O’na tevekkül etmişiz, O’na yönelmişiz ve dönüşümüz de O’nadır.

İşte Hüseyin b. Ali Aleyhisselam’ın Minâda buyurduğu ve Müslümanların, İslam’ın bünyesine indirilen darbelerden ve gelecekte İslam’ın esasını tehdit edecek tehlikeli hadiselerden haberdar olması için diğerlerine de ulaştırılmasını orada hazır bulunanlardan ısrarla istediği değerli hutbesi bundan ibaretti.

iMAM HÜSEYİN ALEYHİSSELAM'IN BEYAZ KONAĞINDAKİ HUTBESİ :

"Ey insanlar! Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Alihi ve Sellem buyurmuştur ki, her kim Allah'ın haramını helal bilen, ahdini bozan, Resulünün (s.a.a) sünnetine muhalif olan, Allah'ın kulları arasında günah ve haksızlık yapan zalim bir yönetici görür, ameli veya sözüyle ona karşı muhalefet etmezse, Allah-u Teala böyle bir adamı da o zalimi sokacağı yere (cehenneme) sokar. Ey insanlar! Bilin ki, bunlar (Benî Ümeyye) Allah'a ibadet edecekleri yerde şeytana ibadet ettiler. Fesadı yayıp ilahî sınırları aştılar. Fey'î (Peygamber ailesine mahsus olan ganimeti) kendilerine ayırdılar. Allah'ın haramını helal, helalını da haram ettiler (emr ve nehiylerini değiştirdiler) Ben Müslüman toplumu hidayet etmeye ve onlara önderlik yapmaya ceddimin dinini değiştiren fasitlerden daha layığım. Biat ettiğinize, beni düşman karşısında yalnız bırakmayacağınıza ve yardımınızı benden esirgemeyeceğinize dair bana birçok davet mektuplarınız ve elçileriniz geldi. Bu biate sadık olduğunuz takdirde, saadet ve insanî değerlere ulaşmış olursunuz. Zira ben, Ali'nin ve Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Alihi ve Sellem'in kızı Fatıma'nın oğluyum. Vücudum siz Müslümanlarla, ailem de sizin ailenizle beraberdir (Çocuklarınız ve aileniz, benim çocuklarım ve ailem mesabesindedir. Benimle Müslümanların arasında hiçbir ayrılık yoktur.) Eğer bunu yapmaz da bana karşı ahdinizi bozar ve kendi biatiniz üzerinde durmazsanız, zaten yeni bir şey yapmış sayılmazsınız. Çünkü babama, kardeşime ve amcam oğlu Müslim'e de aynı muâmeleyi yaptınız. Sizin sözlerinize güvenen kimse aldanmış olur. Siz, nasibinizi elde etmekte hata eden ve payınızı da boş yere elden çıkaran kimselersiniz. Kim ahdini bozar da sözünün üzerinde durmazsa, yaptığı iş kendi zararına tamam olur. Allah-u Teala, beni sizden mustağni kılar inşallah. Vesselamu aleykum ve rahmetullahi ve berekatuh."

İMAM HÜSEYİN ALEYHİSSELAM'IN KERBELA'YA VARDIKTAN SONRA OKUDUĞU HUTBE

İmam Hüseyin Aleyhisselam Muharrem ayının ikisinde, hicretin 61. yılında Kerbela'ya vardı, az bir vakfeden sonra dostları, çocukları ve ailesi arasında yer alıp şu hutbeyi irad etti.

"Allah'a hamd, Peygamber'e salat ve selamdan sonra. İşte başımıza gelen olayı görmektesiniz. Gerçekten dünyanın durumu değişmiş, kötülükleri aşikar olmuş, iyilik ve faziletleri ortadan kalkmıştır. İnsani faziletlerden, ancak kabın içersinde kalan su damlacıkları kadar pek az bir şey kalmıştır. Halk zillet ve utanç dolu bir hayat sürdürmektedir. Hak üzere amel edilmediğini ve batıldan kaçınılmadığını görmüyor musunuz? Böyle bir durumda mümin, Allah'a kavuşmayı (şehid olmayı) istemekte haklıdır. Ben, böyle bir ortamda ölümü saadet biliyorum, zalimlerle yaşamayı ise alçaklık. İnsanlar dünya kuludur, din ise dillerinde dolaşır, dinin sayesinde geçimleri iyi olduğu müddetçe onu savunurlar, zorluklarla imtihan edildiklerinde ise dindarlar azalır."

İMAM HÜSEYİN ALEYHİSSELAM'IN KERBELA'DAKİ KONUŞMASI

İmam Hüseyin Aleyhisselam, hücceti tamamlamak için düşman ordusunun karşısında yer aldı ve kılıcına dayanarak yüksek bir sesle şöyle buyurdu:

“Allah aşkına söyleyin! Beni tanıyor musunuz?”

Düşman ordusu: “Evet! Sen Peygamber’in kızının oğlu ve O’nun torunusun.”

İmam Aleyhisselam: “Allah aşkına söyleyin! Acaba Resulullah’ın benim dedem olduğunu biliyor musunuz?”

Düşman ordusu: “Evet, biliyoruz.”

İmam Aleyhisselam: “Allah aşkına söyleyin! Peygamber’in kızı Fatıma’nın benim annem olduğunu biliyor musunuz?”

Düşman ordusu: “Evet, biliyoruz.”

İmam Hüseyin Aleyhisselam : “Allah aşkına söyleyin! Ali b. Ebî Talib’in benim babam olduğunu biliyor musunuz?”

Düşman ordusu: “Evet, biliyoruz.”

İmam Aleyhisselam : “Allah aşkına söyleyin! İslam’a ilk iman eden kadın olan Huveylid kızı Hatice’nin benim büyük annem olduğunu biliyor musunuz?”

Düşman ordusu: Evet, biliyoruz.

İmam Aleyhisselam : “Allah aşkına söyleyin! Şehitler efendisi Hamza’nın, babamın amcası olduğunu biliyor musunuz?”

Düşman ordusu: “Evet, biliyoruz.”

İmam Aleyhisselam : “Allah aşkına söyleyin! Belime bağladığım bu kılıcın Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Alihi ve Sellem’in kılıcı olduğunu biliyor muzunuz?”

Düşman ordusu: “Evet, biliyoruz.”

İmam Aleyhisselam : “Allah aşkına söyleyin! Başımdaki bu imamenin Resulullah (s.a.a)’in imamesi olduğunu biliyor musunuz?”

Düşman ordusu: “Evet, biliyoruz.”

İmam Aleyhisselam : “Allah aşkına söyleyin! Babam İmam Ali Aleyhisselam'ın, ilimde herkesten daha bilgili, hilim ve sabırda herkesten daha halim ve sabırlı olduğunu ve bütün erkek ve kadınların mevlası ve önderi olduğunu biliyor musunuz?”

Düşman ordusu: “Evet, biliyoruz.”

İmam Aleyhisselam : “Bunları bildiğinize göre, o halde neden benim kanımı dökmeyi helal biliyorsunuz? Oysaki kıyamet günü Kevser havuzu babamın elinde olacaktır; susuz deveyi sudan alıkoydukları gibi o da bir grup kimseyi Kevser suyundan alıkoyacaktır; o gün Hamd bayrağı da O’nun elinde olacaktır.”

Düşman ordusu: “Biz bunların hepsini biliyoruz, bununla birlikte (Yezid’e biat etmedikçe) susuzluktan ölene kadar senden el çekmeyeceğiz.”

İMAM HÜSEYİN ALEYHİSSELAM'IN, AŞURA GÜNÜNDEKİ İLK KONUŞMASI

İmam Hüseyin Aleyhisselam ordusunun saflarını düzene soktuktan sonra, atına binip çadırlardan biraz uzaklaştı ve yüksek bir sesle Ömer-i Sa'd'ın ordusundaki kimselere hitaben şöyle buyurdu:

"Ey insanlar! Beni dinleyin; üzerime düşen sizlere öğüt ve nasihatimi dinlemedikçe ve bu bölgeye gelmemin sebebini öğrenmedikçe savaş hususunda acele etmeyin. Eğer delilimi kabul edip, sözüm tasdik eder de bana karşı insaflı davranırsanız, saadet yolunu bulursunuz, artık benimle de savaşmaya hiç bir sebep kalmaz. Eğer delilimi kabul etmezseniz, daha sonra yaptığınız işin gam ve üzüntünüze sebep olmaması için de ortaklarınızı bir araya toplayıp düşünüp taşının ve hakkımda aldığınız kararı uygulayın. Bana göz açtırmayın. Şüphesiz benim yardımcım Kur'ân'ı indiren Allah'tır salih kulların yardımcısı da O'dur."

İMAM HÜSEYİN ALEYHİSSELAM'IN, AŞURA GÜNÜNDEKİ İKİNCİ KONUŞMASI

Harezmî diyor ki, İmam Hüseyin Aleyhisselam'ın Aşura gün Kerbela sahrasındaki ikinci konuşması şöyleydi: Her iki ordu kâmilen hazırlandıktan, Ömer-i Sa'd'ın bayrakları yükseldikten, davul ve borazan sesleri duyulduktan ve Hüseyin bin Ali Aleyhisselam'nin çadırları düşman ordusu tarafından bir yüzük taşı gibi araya alındıktan sonra, İmam Hüseyin Aleyhisselam ordusundan dışarı çıkıp düşmanın safları karşısında yer aldı ve onların susmalarını ve kendi sözlerini dinlemelerini istedi. Ama onlar gürültü patırtı ediyor, bağırıp çağırıyorlardı; derken İmam Hüseyin Aleyhisselam onları şu sözlerle susmaya ve sükut etmeye davet etti:

"Yazıklar olsun size, niçin susup da sözlerimi dinlemiyorsunuz? Halbuki ben sizi doğru yola çağırıyorum. Kim bana uyarsa, doğru yolu bulanlardan, bana isyan eden de helak olanlardan olur. Hepiniz emrime muhalefet ediyor ve sözümü de dinlemiyorsunuz. Evet, aldığınız haram hediyeler ve karnınızı dolduran haram lokmalardan dolayı Allah-u Teala kalplerinizi mühürlemiştir. Yazıklar olsun size, susmak ve dinlemek nedir bilmez misiniz?"

İmam Hüseyin Aleyhisselam'ın sözü buraya varınca Ömer-i Sa'd'ın ordusu, "niçin susup da Hazret'in sözlerini dinlemiyoruz" diye birbirlerini kınamaya başladılar. Sükut düşmanın ordusuna hakim olduğunda İmam Aleyhisselam sözlerinin devamında şöyle buyurdu:

"Ey cemaat! Allah sizi helak etsin, kalbinizi kederle doldursun. Şaşkınlık içerisinde olduğunuz bir halde, iştiyakla bizi yardımınıza çağırdınız, olumlu cevap verip süratle imdadınıza koştuk. (Ama siz) aleyhimize kılıç çektiniz; ortak düşmanımızın çıkardığı fitne ateşini bizim aleyhimize alevlendirdiniz.

Dostlarınızın aleyhine toplanıp, aranızda hiç bir adaleti yaymayan (yararınıza bir adım bile atmayan) ve kendilerinden dünya malından size ulaştıracakları haram bir lokmadan ve göz diktiğiniz alçak bir yaşayıştan başka hiçbir şey ummadığınız düşmanlarınıza destek oldunuz. Birazcık yavaş olun (düşünün). Yazıklar olsun size; bizden hiçbir şey vaki olmaksızın ve hiçbir hatalı görüş görülmeksizin horlanıp bizi terkettiniz. Kılıçlar kınında, kalpler huzur içerisinde ve reyler sağlam olduğunda, çekirge gibi süratle bize yöneldiniz ve sinekler gibi başımıza üşüştünüz. Yüzünüz kara olsun; şüphesiz sizler ümmetin tağutu, Kur'an'ı terk eden fasit hiziblerin en son pislikleri, şeytanın balgamı kimselersiniz. Siz kitabı tahrif eden, sünneti söndüren, Peygamber'in evlatlarını öldüren, vasilerin neslini kesen, zinazadeleri nesebe ilhak eden, müminleri inciten ve Kur'an'ı parçalayan alaycı önderlerin imdadına koşan kimselersiniz."

"Sizler şimdi, İbn-i Harb'a (Muaviye oğlu Yezid'e) ve onlara uyanlara itimad edip bize yardımda bulunmuyorsunuz. Evet, Allah'a andolsun ki yardım etmemek ve hilekârlık sizin en bariz sıfatlarınızdandır; damar ve kökleriniz onun üzerine boy salmış, dal ve gövdeniz onu miras edinmiş, gönülleriniz bu kınanmış adet üzere rüşd etmiş, kalpleriniz bu sıfatlarla dolmuştur. Siz bağ bekçisinin boğazında kalan veya gasıb bir kimsenin tatlı bir lokması olan habis bir meyve gibisiniz. Allah'ın laneti, antlaşma kesinleştikten sonra Allah'ı kefil kılmakla birlikte onu bozanların üzerine olsun. Allah'a andolsun ki sizler işte o kimselersiniz. Bilin ki zinazade oğlu zinazade (Ubeydullah bin Ziyad) bizi iki şey: "Kılıç ve zillet arasında bırakmıştır; zillet ise bizden uzaktır. Ne Allah, ne Peygamber'i ve ne de müminler bunu kabul ederler ve ne de pâk ve tahir olan anneler ve izzet-i nefsi olan kimseler, alçak kimselerin itaatını, kerim kişilerin katligahına tercih etmeyi reva görürler. Bilin ki, ben, hücceti tamamladım ve size olan inzar görevimi yerine getirdim. Ben, aile efradımın azalmasına ve yardımcıların da yardım etmemesine rağmen hedefime doğru yürümekte devam edeceğim."

Bu sırada İmam Aleyhisselam, şu şiiri okudu:

Eğer düşmanı yenersek, zaten önceden de yeniktiler. Ama eğer (zahirde) yenilirsek, yine gerçekte yenilmiş biz değiliz.

Biz korkaklık nedir bilmeyiz fakat, başımıza birtakım olaylar gelmiş, devlet başkalarının eline geçmiştir.

Bizi alaya almak istiyenlere de ki, kendinize gelin. (Çünkü) bizim uğradığımız şeye onlar da uğrayacaktır.

Ölüm, devesini birisinin kapısından kaldırdığında şüphesiz diğerlerinin kapısına yatıracaktır.

Daha sonra İmam Aleyhisselam sözünün devamında şöyle buyurdu:

"Bilin, Allah'a andolsun ki, bu savaştan sonra siz ancak süvarinin bineğe bindiği bir süre miktarınca eğlenip durursunuz (arzularınıza ulaşırsınız), nitekim olaylar, bir değirmenin döndüğü gibi sizi döndürür ve bir eksenin sarsıntısı gibi sizi sarsıp muztarib eder. İşte bu, babam Ali Aleyhisselam'ın, ceddim Resulullah'tan naklettiği bir vasiyyettir."

Daha sonra İmam Aleyhisselam ellerini göğe kaldırıp Ömer bin Sa'd'ın ordusuna şöyle beddua etti:

"Allah'ım, onlara (bir damla olsun) yağmur yağdırma, onlara, Yusuf'un yılları gibi (zor ve kurak) yıllar yaşat, onlara, Sakifli genci (Muhtar veya Haccacı) musallat kıl ki acı (zillet) kabıyla onları doyursun (onlara kan kustursun) ve onlardan hiçbirisini cezasız bırakmasın; katledenlerini katletsin, vuranlarını ise vursun; böylece onlardan Ehl-i Beyt'imin ve şialarımın intikamını alsın. Zira onlar bizi tekzip ettiler, (düşmanlar karşısında) bize yardımda bulunmadılar. Ey Allah'ım! Sen bizim Rabbimizsin, sana tevekkül ederiz. Şüphesiz ki dönüşümüz sanadır."

SON İMTİHAN

Hüseyin bin Ali Aleyhisselam, Medine'den Kerbela'ya kadar yol boyunca ve çeşitli yerlerde şehid olacağını ilan etmişti ve dostlarına, kendisinden ayrılıp gitmeleri için izin vermiş ve bîati onlardan kaldırmıştı. Aşura gecesinde, yine son olarak bu mevzuu açık bir şekilde şu cümleyle ortaya koymuştur:

"Artık şehadet vakti ulaşmıştır; ben bîatimi sizden kaldırdım, gecenin karanlığından yararlanıp kendi şehir ve memleketinize doğru hareket edin."

Bu teklif, gerçekte İmam Hüseyin Aleyhisselam'ın kendi ashabı hakkındaki son imtihanıydı. Bu imtihanın neticesi, Hazret'in dostlarının aksülamelini yansıtan sözlerdi; Ashab'dan her biri özel bir beyanla Hazret'e vefadar kalacaklarını ve kanlarının son damlasına kadar Hazret'in yanında olup mukavemet edeceklerini ilan edip bu imtihandan yüzü ak ve alnı açık çıkmışlardır.

Şimdi Hazret'in vefadar yaran ve sadık Ehl-i Beytin'den bir kaç kişinin sunulan teklife verdiği cevapları naklediyoruz:

1 - İmam Aleyhisselam'ın konuşmasından sonra ilk konuşan Hazret'in kardeşi Abbas bin Ali idi. Hz. Abbas şöyle dedi:

"Allah böyle bir günü bize göstermesin ki biz seni yalnız bırakıp da şehrimize geri dönelim."

2 - Daha sonra Beni Haşim'den olan diğer kişiler, Hz. Ebu-l Fazl (Abbas)'ın sözlerinin ardından aynı konuda bazı şözler söylediler. İmam Aleyhisselam, Akil'in çocuklarına bakıp şöyle dedi:

"Müslim'in öldürülmesi size yeter. Ben size izin verdim gidin, artık burada kalmayın."

Müslim'in çocukları İmam Aleyhisselam'a cevap olarak şöyle dediler: Eğer bizden "Niçin mevla ve imamınızdan el çektiniz?" diye sorurlarsa o zaman ne cevap veririz? Hayır, Allah'a andolsun ki hiç bir zaman böyle bir iş yapmayacağız. Malımızı, canımızı ve evlatlarımızı senin uğrunda feda edip son nefesimize kadar da senin yanında savaşacağız.

3 - Bu konuşanlardan biri de "Müslim bin Avsece" idi; o da şöyle dedi: "Biz nasıl olur da sana yardımdan el çekeriz? Bu durumda, Allah'ın huzurunda bir özrümüz olur mu?

Allah'a andolsun ki mızrağımızla düşmanın kalbini yarmadıkça, kılıç elimde olduğu müddetçe onlarla savaşmadıkça senden ayrılmayacağım. Savaşacak hiç bir silahım olmasa bile canları yaratana canımı teslim edene dek taş ve kesekle onlara karşı savaşacağım."

4 - Hazret'in yaranlarından başka biri olan Sa'd bin Abdullah da şöyle dedi: "Allah'a andolsun ki Allah'ın huzurunda Peygamber (s.a.a)'in, senin hususundaki hakkına riayet ettiğimizi sabit etmedikçe sana yardım etmekten vazgeçmeyeceğiz. Allah'a andolsun ki eğer yetmiş defa öldürüleceğimi ve bedenimi yakıp külümü tekrar dirilteceklerini bilsem yine de kesinlikle sana yardım etmekten vazgeçmeyeceğim ve her dirildikten sonra tekrar senin yardımına koşacağım. Halbuki ölümün bir defadan fazla olmadığını ve ondan sonra da Allah'ın sonsuz nimetinin olduğunu yakinen biliyorum."

5 - Züheyr bin Kayn da şöyle dedi: "Ey Resulullah (s.a.a)'in torunu, Allah'a andolsun ki, sana yardım etme yolunda bin defa öldürülmemi ve tekrar dirilip yine öldürülmemi ve öldürülmemle de senin veya Benî Haşim gençlerinden birisinin ölümden kurtarılmasını daha çok isterim."

6 - Hazret'in ashabından olan Muhammed bin Beşir-i Hazremî'nin oğlunun esir alınma haberi kendisine ulaştığı aynı saatlerde İmam Aleyhisselam ona: "Artık sen serbestsin git ve oğlunu serbest bıraktırmak için çaba göster." buyurdu.

İmam Aleyhisselam, oğlunu serbest bırakabilecek kimselere vermesi için ona birkaç tane de değerli elbise verdi[23].

Muhammed bin Beşir cevaben şöyle dedi: "Allah'a andolsun ki, ben bu kıyamdan hiçbir zaman el çekmeyeceğim; eğer el çekersem çölün yırtıcı hayvanları beni parça parça edip kendilerine yiyecek etsinler."

Hüseyin bin Ali Aleyhisselam, Benî Haşim, ashab ve yaranlarından bu aksülameli gördüğünde ve onların imamet makamına nispet fedakarlıklarını, mesuliyet hissetmelerini ve onların şuurlarına delalet eden sözlerini duyduğunda onlara:

"Allah, hepinize iyi mükafat versin" şeklinde dua etmenin yanı sıra açıkça şöyle buyurdu:

"Ben yarın öldürüleceğim, sizin hepiniz, hatta Kasım ve süt emen Abdullah bile benimle öldürülecektir." [24]

Hazret'in bütün dostları bu sözü duyar duymaz hep birlikte şöyle dediler: Biz de yüce Allah'a şükrediyoruz ki sana yardım etmekle bize keramet verdi ve yanında öldürülmekle de bize izzet ve şerafet bağışladı. Ey Peygamber (s.a.a)'in torunu, seninle cennette olmamıza hoşnut olmayalım mı?

Haraic-i Ravendi'nin nakline göre; İmam Aleyhisselam, onların gözlerinden perdeyi kaldırdı. Onların herbiri cennetteki yerlerini ve kendileri için hazırlanmış olan nimetleri müşahede ettiler[25].

HZ. ZEYNEB SELAMULLAHİ ALEYHA'NIN KÛFE HALKINA YAPTIĞI KONUŞMA

Hz. Zeyneb-i Kübra ve esaret kervanı,  Kerbela’dan Küfe’ye, yani İbni Ziyad’ın sarayına getirildiği zaman Hz. Zeyneb, Kûfe halkına çok etkili bir konuşma yapmıştı.

Hz. Zeyneb, konuşmasına şöyle başladı:

“Bismilahirrahmanirrahim Ey Kûfeliler, dinleyin!” Bu ses ile beraber tüm nefesler,  sineye çekildi, develer ve atlar bile bir müddet hareket etmeden öylece kaldılar. Rüzgar, dahi Zeyneb’in sesine mikrofonluk yapmak için yavaş yavaş harakete geçti. Tüm insanlar, Ali kızı Zeyneb’i dinlemek için sabırsızlanmaya başladılar. Acaba bu esir hanım, ne konuşacak diye pür dikkat olmuşlardı.

Hz. Zeyneb: “Allah’a Hamd u Sena olsun. Salât ve selam benim babam Hz. Muhammed’e ve onun temiz soyuna olsun” deyince, herkes şaşkınlık içerisinde birbirlerinin yüzlerine bakmaya başladılar. O’nun sesini duyan ama onu göremeyenler ise: “Hz. Ali mi gelmiş, bu ses Hz. Ali’nin sesine benziyor, zira bu fesahet ve belağat ile konuşuyor. Hz. Peygamber’den babam diye söz ediyor. Hani onları bize yabancılar ve Yezid’e karşı gelenler olarak tanıttılar; oysa bu hanım, Hz. Peygamber’den babam diye söz ediyor” diyerek,  şaşkınlıklarını dile getiriyorlardı.

Hz. Zeyneb, daha ilk cümlesiyle halkın üzerinde şok etkisi yapan hitabesine şöyle devam etti: “Ey Kûfe halkı! Ey aldatılmış zavallı halk, bize mi ağlıyorsunuz? Oysa ki bizim gözlerimiz hâlâ yaşlı, ıztıraplarımız dinmemiş, feryatlarımız yatışmamıştır. Sizler, gerdanlığını kaybedip sonra da toprak içerisinde onu arayan kadın gibisiniz. Sizler, Allah ve Resulüne iman getirdiniz, ama daha sonra işlediğiniz bu büyük günahla onun kökünü kazıyıp attınız. Sizden fesat, şer ve şarlatanlıktan başka bir şey de beklenemez. Sizler o güle benziyorsunuz ki ne yenilen ne de koklanandır.

Sizin nefisleriniz ne kadar da kötü bir nefistir ki, sizler Allah’ın ve O’nun Resulünün gazabına uğramış ve cehennemlik olmuş bir toplumsunuz. Bizleri öldürdünüz, şimdi de bize ağlıyorsunuz. Evet! Allah’a yemin olsun ki çok ağlayın az gülün, bu işlediğiniz cinayetin kanı, sizin yakanıza yapışmış, bu yaptığınız pis ve kötü amellerinizden kurtulamazsınız ve bu ar ve rezillik, sizi kahr edecek ve hiçbir suyla bu çirkef lekelerinizden arınmayacaksınız. Peygamber’in oğlu ve cennet gençlerinin efendisinin kanı, nasıl yıkansın? Siz, iyiliklerin mabedini ve yardıma muhtaç olanların derman kapısını yıkıp öldürdünüz. Siz, Allah’ın ve Resulünün size olan Hüccetini, şehid ettiniz

Ey Kûfe halkı! Öyle büyük ve kötü bir günaha saplandınız ki, Allah’ın azap ve felaketi, sizin üzerinizdedir. Uğraşlarınız, eliniz, yaptığınız her iş Allah’tan belâ olarak size dönsün ve maalesef o belayı sizler istediniz ve zillete düçar oldunuz. Ey Kûfe halkı! Vay olsun size, kimin ciğerini söktüğünüzü biliyor musunuz? Siz, Muhammed Mustafa’nın göğsünü açıp ciğerini aldınız, ismet perdesini yırttınız. Siz Peygamber’in kanını akıttığınızın farkında mısınız ve ona nasıl bir saygısızlık ettiğinizi biliyor musunuz? Siz öyle büyük bir günah işlediniz ki günahınız yer ve gökyüzünü doldurdu, sizin bu yaptığınız günah ve işlediğiniz cinayetten dolayı gökyüzünden kan yağmasına şaşırmayın.

Ahiret günü Allah’ın kahır ve zelil edici azabı haktır ve gerçekleşecektir. Ve o gün sizin için ne bir yardımcı, ne de kurtarıcı olacaktır. Allah’ın verdiği şu sürede mutluluk yaşamayın ve Allah, azap etmede acele etmez, sabrı çoktur ve bilin ki Allah, size bu cezayı vermek için sizi beklemektedir”

Hz. Zeyneb, Kûfe’deki bu hutbesinden sonra Şam sarayında Yezid’in önünde ve daha sonra Mekke ve Medine şehirlerinde yaptığı ateşli ve etkileyici konuşmaları ile İmam Hüseyin Aleyhisselam'in davasını tüm İslam âlemine duyurmuştur. Hatta Medine Valisi, Yezid’e yazdığı bir mektupta, Zeynep hakkında şu ifadeleri kullanmıştı: “Zeyneb’in halk içersindeki varlığı, halkın yönetime karşı isyana yeltenmesine sebep olmaktadır. O, çok dirayetli ve akıllı ve hitabesi güçlü bir kadındır. Halk içindeki varlığı, halkın yönetime karşı isyana yönelmesine sebebiyet verebilir. Kendi yandaşları ile Hüseyin Aleyhisselam in intikamını almaya azmetmiştir.”

Bu mektup üzerine Yezid, Hz. Zeyneb’in halktan uzaklaştırılmasını emretmiştir. Hz. Zeynep gözetim altında tutulması için Şam’a getirilmiştir. Ancak Hz. Zeyneb, burada da durmayarak, okuduğu ateşli hutbeleriyle Yezid yanlılarının uyguladıkları İslam dışı girişimlerini ve Hz. Hüseyin Aleyhisselam ve yakınlarını uyguladıkları zalimce muameleleri şiddetle lânetlemiştir.

SONUÇ

Yezid ve yandaşları, aldanmışlardı; onlar zannettiler ki, İmam Hüseyin Aleyhisselam’ı ortadan kaldırmakla her şey yoluna girecek, önlerinde hiçbir engel kalmayacaktı. Fakat onların düşündüğü gibi olmadı, Kerbela’da kızgın kumlar üzerine dökülen her damla şehit kanı, çöl rüzgarları vasıtasıyla dünyanın dört bir tarafına savruldu ve her kum zerresi; bir İmam Hüseyin Aleyhisselam ve binlerce, milyonlarca Kerbela şehidi oldular ve tüm dünyaya yayıldılar.

Bugün tüm İslam âlemi, Kerbela faciasını bir miras olarak kabullenmiş ve ona sahip çıkmıştır. Kerbela sonrası, esir ve köle muamelesi gören İmam’ın aile efradı ile Kerbela şehitleri için yüreği yanan her Müslüman, bu olayı bir miras olarak almalı ve kendisinden sonraki kuşaklara taşımalıdır. Bu miras, tazeliğinden hiçbir şey kaybetmeden kuşaktan kuşağa aktarılarak; gelecek kuşaklara da aktarılacaktır. Yine bu miras, geçmişte ve günümüzde sahiplenildiği gibi gelecekte de sahiplenilecektir. Günümüz bilgi çağıdır ve bundan dolayıdır ki, bu inanç bir dalga gibi giderek dünyanın dört bir yanına yayılacaktır.

Her sene Irak'ın Kerbela şehrinde Muharrem ayının 10. günü dünyanın hiçbir yerinde ve hiçbir zaman görülmemiş büyüklükte matem törenleri düzenlenir. İnananların akın akın dünyanın her bir köşesinden uçakla ya da Necef-i Eşref'ten Kerbela'ya kadar yürüyerek gelenler bağlılıklarını yetişemedikleri için üzüntülerini sunarlar Imamlarına. Bu öyle bir kalabalıktır ki Ayetullah Sistani tarafından düzenlenen 15 km'lik kesintisiz ihsan sofrası serilir yürüyenler için. Bu öyle bir kalabalıktırki herkes tek bir amaç için bir araya gelmiştir ve dünyanın hiç biryerinde görülmeyecek şekilde tek bir adli vaka, kavga, gürültü, yaralanma olmadan büyük bir saygıyla Imamlarını ziyaret ederler. Bu öyle bir kalabalıktır ki sayısı 20 milyonu geçer.

İmam Hüseyin Aleyhisselam "Hakkı Batıldan Ayıran Çoğunluktur" ilkesini yıkmıştır. O kendisine ölümüne bağlı ve kendisini büyük bir aşkla seven küçük bir azınlıkla beraber bu savaşı kazanmıştır. Allah Subhanallah Teala bütün inananları ve ona aynı aşkı sevgiyi taşıyanları her zaman İmam Hüseyin Aleyhisselam ile birlikte karar kılsın ve başka yere salmasın İnşallah. Amin Ya Rabbi.

Imam Rıza Aleyhisselam kurban olduğum şöyle buyurmuştur :

“Kim Aşura günü, ihtiyaçları için çalışmayı terk ederse, Allah Teala onun dünya ve ahiret ihtiyaçlarını karşılar. Aşura günü kimin musibet, hüzün ve ağlama günü olursa, Allah Teala kıyamet gününü, onun mutluluk ve sevinç günü kılar ve cennette gözü bizimle aydınlanmış olur. Kim Aşura gününü bereket günü adlandırır ve o gün evi için bir şey stok ederse, stok ettiği şey onun için mübarek olmaz ve kıyamet günü cehennemin en alt tabakasında Yezid, Ubeydullah bin Ziyad ve Ömer bin Sa’d ile haşır olur.”

İmam Rıza Aleyhisselam İbn-i Şebib’e şöyle buyurdular:

“Ey Şebib, eğer cennette yapılmış olan odalarda Peygamber ve Ehl-i Beyt’i ile beraber olmak istiyorsan, Hüseyin Aleyhisselam’ın katillerine lanet etmelisin.”

Allah Subhanallah Teala İmam Hüseyin Aleyhisselam'ın düşmanlarına, katillerine yezid'e, muaviye'ye, sufyani'ye, şimr'e omer'e lanet etsin. Ezelen Ebeden ve Daiman ve Sermedan. Amin.

———————————————————————–
[1] – Bu meclise iki yüz sahabe, tabiin ve sahabenin evlatlarından ise sekiz yüzü aşkın kişi katılmıştır.
[2] – Sünen-i Tirmizi, c. 5.
[3] – Sünen-i Tirmizî, c. 5, el-Menakıb, H. 3815. Müsned-i Ahmed b. Hanbel, c. 1, s. 331, c. 2, s. 26.
[4] – Sünen-i Tirmizî, c. 5. el-Menakıb, H. 3811. Müsned-i Ahmed b. Hanbel, c . 1, s. 331.
[5] – Müstedrek-i Sahihayn, c. 3, s. 109 ve 134.
[6] – Sahih-i Müslim, c. 4, H. 2404. Sünen-i Tirmizî, c. 5. El-Menakıb, H. 3808, 3813. Sünen-i İbn-i Mace Mukaddime H. 115. Müstedrek-i Sahihayn, c. 3, s. 109, 133.
[7] – Sünen-i Tirmizî, c. 5, el-Menakıb, H. 3796. Müsned-i Ahmed, c. 1, s. 331.
[8] – Sünen-i Tirmizî, c. 5, el-Menakıb, H. 3808. Müstedrek-i Sahihayn, c. 3 s. 150.
[9]- Sahih-i Müslim, c. 4, H. 2404. Sünen-i Tirmizî, H. 3808, 2405, 2406, Sünen-i İbn-i Mace Mukaddime H. 117.
[10] – Sünen-i Tirmizî, c. 5, el-Menakıb, H. 3803.
[11] – Sünen-i Tirmizî, c. 5; el-Menakıb, H. 3796.
[12] – Sünen-i Tirmizî, c. 5; el-Menakıb, H. 3806.
[13] – Nezm-u Durer-is Simtayn, s. 128. Şerh-i Nehc’ul-Belaga-i İbn-i Ebî’l-Hadid, c. 9, s. 174.
[14] – Müstedrek-i Sahihayn, c. 3, s. 124.
[15] – Müstedrek-i Sahihayn, c. 3, s. 151.
[16] – Sünen-i İbn-i Mace, Mukaddime H. 118. Müstedrek-i Sahihayn, c. 3, s. 167.
[17] – Sahih-i Müslim, c. 4, H. 2408. Müstedrek-i Sahihayn, c. 3, s. 14. c. 4. s. 367.
[18] – Sahih-i Müslim, H. 131. Mukaddimeyi Sünen-i İbn-i Mace, H. 114.
[19] – Maide / 63.
[20] – Maide / 78-79.
[21] – Maide / 44.
[22] – Tövbe / 71.
[23] – Bu altı çeşit cevap şu kitaplarda nakledilmiştir: Taberî, c. 7, s. 322. Kamil, c. 3, s. 285. İrşad-ı Mufid, s. 321. Lühuf, s. 81. Maktel-i Harezmî, c.1, s. 247.
[24] – Bu cümle "Nefes'ul-Mehmum"da naklolmuştur.
[25] – Maktel-i Mukarrem, s.258.

İmam Sadık Aleyhisselam buyurdu : “Ey Davud! Allah, Hüseyin Aleyhisselam’in katiline lanet etsin; Hüseyin Aleyhisselam’ı anmak hayatı gamlı kılar (karartır). Ben her soğuk su içtiğimde Hüseyin Aleyhisselam’ı anıyorum; kim su içip de Hüseyin Aleyhisselam’ı anar ve onun katiline lanet ederse, Allah Teala ona yüz bin hasene (sevap) yazar, yüz bin günahı onun amel defterinden siler, yüz bin derece onun makamını yüceltir, yüz bin köle azat etmiş gibi olur ve Allah Teala onu, kıyamet günü güler yüzlü olarak haşır eder.”

Ne Dediler ?

Mahatma Ghandi (Hindistan'ın efsanevî Özgürlük Lideri) :

"Büyük İslâm Şehidi, İmam Hüseyin Aleyhisselam’in hayatını dikkatlice okudum ve araştırdım. Tarihin Kerbela sayfalarını dikkatle karıştırıp incelediğimde, vardığım kanı şu oldu: Eğer bir gün Hindistan zafere ulaşmak istiyorsa, izlemesi gereken yol ancak İmam Hüseyin Aleyhisselam’ın yoludur."

Muhammed Ali Cinnah (Pakistan'ın Büyük Önderi):

"Tarih İmam Hüseyin Aleyhisselam’den daha cesur ve fedakâr birini ne yazmış, ne de görmüştür. Bu yüzdendir ki ben, tüm dünya Müslümanlarının kendisini Irak topraklarında kurban etmiş bu şehidin yolunu izlemeleri gerektiği inancını taşımaktayım."

Charles Decknes (Meşhur İngiliz Yazar):

Eğer İmam Hüseyin Aleyhisselam dünyevî istek ve arzuları için savaşmış olsaydı, anlamadığım şey neden kız kardeşini, kadınları ve çocukları yanında götürsün? Demek ki akıl onun sadece ve sadece İslâm uğruna kendisini feda ettiğine hükmediyor.

Thomas Carlail (İngiliz Filozof ve Tarihçi):

Kerbela trajedisinden aldığım en büyük ders, Hüseyin Aleyhisselam ve ashabının Allah’a karşı sarsılmaz bir imana sahip olmalarıdır. Onların "Hakkı batıldan ayıran çoğunluktur" ilkesini yıkarak, az bir kitle ile savaşı kazanmaları beni şaşkına çevirmiştir.

Edward Braun (İngiliz Batı Bilimcisi):

Acaba Kerbela hadisesini duyduğunda hüzünlenmeyen ve kedere bürünmeyen bir kalp var mıdır? Hatta Müslüman olmayan bile bu tertemiz insanların İslâm için verdiği mücadeleyi ve çektiği acıları inkâr edemez.

Fredrick James :

İmam Hüseyin Aleyhisselam ve diğer kahraman şehitlerin verdiği ders şudur ki: Dünya hayatı adalet, sevgi ve muhabbet üzeredir. Bu temel esaslar hiçbir zaman değişmez. Bu esaslara karşı çıkanlar ise karşılarında direnecek mutlaka birilerini bulurlar. Bu, dünyanın hiçbir zaman değişmeyecek kanunudur.

L. M. Bouyed :

Asırlardır insanoğlu yürekli olmayı, cesareti, korkusuzluğu kendisi için yeğlemiştir. Bu yüzdendir ki, özgürlük ve adalet hiçbir zaman zulüm ve fesat ordusu karşısında teslim olmamıştır. İmam Hüseyin’in azamet ve cesareti de bunun en büyük örneğidir. Ben o büyük fedakârlıklar göstererek kendi canlarından geçen insanları anmaktan büyük mutluluk duyuyorum. Aradan 1300 yıl geçmiş olsa bile…

Washington Eirweing (Amerikalı Meşhur Tarihçi) :

Hz. Hüseyin Aleyhisselam Yezid'e teslim olarak hayatını kurtarabilirdi belki. Ama İslâm önderliği buna izin vermiyordu ve Hz. Hüseyin Yezid'i halife olarak tanıyamazdı. İmam her türlü kötülüğü, baskıyı İslâm’ın Ümeyyeoğulları’nın pençesinden kurtulması için katlanarak sıcak çöl ortasında kupkuru toprak üstünde ölümü tercih etti. Hüseyin’in ruhu asla fena olmayacaktır. Ey kahraman, ey cesaret timsali! Ey benim efendim, ey Hüseyin!

Thomas Messarick :

Her ne kadar bizim papazlarımız Hz. Mesih İsa'nın musibetlerini anlatarak insanları duygulandırsalar bile, Hüseyin’in takipçilerinde yatan heyecan ve hüzün, Mesih İsa’nın sevenlerinde yoktur. Zira Mesih'in musibeti bir saman çöpü kadar ise, Hüseyin'in musibeti dağ gibidir.

Morris Dockbery :

Hüseyin Aleyhisselam'in matem meclislerine bakıldığında şu sözler kulaklara çarpmaktadır: Hüseyin insanlığın izzet ve şerefi, İslâm dininin yüceliği ve azameti için kendi ve evlâtlarının canından, malından vazgeçerek Yezid’in maceralarına kendisini alet etmedi. Öyleyse gelin bizler de onun yolundan gidelim ve zalimlere boyun eğmeyerek kurtuluşa erelim. Bizler de onun gibi zilletle yaşamaktansa, izzetli ölümü seçelim.

Alman Barbin (Doğubilimcisi) :

Hüseyin Aleyhisselam kendisini ve en yakınlarını kurban ederek, haklılığını ve mazlumiyetini tüm dünyanın gözleri önüne serdi. Dünyaya fedakârlık ve yüreklilik dersi vererek İslâm ve Müslümanların adını tarih sayfasındaki en yüksek satırlara yazdırdı. Bu İslâm’ın büyük askeri, tüm dünya halklarına zulmün ve baskının kalıcı olmadığını, her ne kadar büyük ve yıkılmaz gibi görünseler bile hakkın ve hakikatin karşısında rüzgara tutulmuş bir saman misali darmadağın olacağını öğretmiştir.

Bint'uş-Şâtî :

İmam Hüseyin Aleyhisselam’ın kız kardeşi Zeynep, İbn Ziyad ve Ümeyyeoğulları’na zafer şarabını tattırmadı ve onların zafer kadehlerine zehir kattı. Aşura’dan sonra yaşanan tüm siyasî olaylar, Muhtar ve Abdullah b. Zübeyir’in kıyamı, Emevîlerin çöküşü ve Abbasîlerin hükümete gelişi, Şiîliğin yaygınlaşması gibi olaylarda Kerbela kahramanı Zeyneb'in çok büyük rolü olmuştur.

Liyakat Ali Khan (Pakistan'ın İlk Başbakanı):

Bu muharrem günü, tüm dünya Müslümanları için büyük bir anlam taşımaktadır. Bugünde, İslâm'ın en trajik ve en üzücü olayı yaşanmıştır. Hz. Hüseyin (a.s) hüzünle birlikte hakikî İslâm’ın sonsuz ve ebedî fetih ruhu oldu. Zira bu ruh, ilâhî iradeye tamamen teslim olmuştu. Bu olay bizlere her ne şartlar altında olursak olalım, adalet ve haktan ayrılmamayı öğretmektedir.

George Joerdak (Hıristiyan Bilim Adamı ve Edebiyatçı):

Yezit, halkı Hüseyin Aleyhisselam'ı öldürmeleri ve kanını dökmeleri için teşvikte bulunduğunda, halk şöyle diyordu: “Karşılığında ne kadar para vereceksin?” Ama Hüseyin'in ashabı Hüseyin'e, "Biz seninleyiz. Yetmiş defa öldürülsek dahi, asla dönmeyeceğiz ve tekrar safında savaşıp can vereceğiz" diyorlardı.

Abbas Mahmud Akkad (Arap Yazar ve Edebiyatçısı) :

Hüseyin'in kıyamı, tarihte hiçbir dinsel davetin ve siyasî oluşumların gerçekleştiremediği eşsiz bir kıyamdır. Emevî devleti bu kıyamdan sonra bir insanın ömrü kadar dahi devam edemedi ve Hüseyin'in şahadetinden sonra geçen altmış yıl içinde darmadağın oldu.

Ahmed Mahmud Subhi :

Her ne kadar savaş ve siyaset meydanında Hüseyin b. Ali Aleyhisselam kaybetmiş gibi görünse de, tarihin hiçbir sayfasında yenilenin kanının yenilenlerin faydasına aktığını yazmamıştır. Hüseyin'in kanı; Zübeyir’in oğlunun devrimini, Muhtarın kıyamını ve diğer çeşitli kıyamları da ardından getirdi. Öyle ki Emevî hükümeti sonunda yıkıldı ve Hüseyin’in intikam feryadı tüm saltanatların, hükümetlerin koltuğunu sallamaya yetti.

Antor Bara (Hıristiyan) :

Eğer Hüseyin bize ait olsaydı, her tarafta onun için bir bayrak dalgalandırır, her köyde onun için minberler kurar ve insanları Hıristiyanlığa onun adıyla çağırırdık.

Geibeone (İngiliz Tarihçi) :

Her ne kadar Kerbela vakıası üzerinden uzun yıllar geçse ve bizler her ne kadar Arap olmasak da, bununla beraber Hz. Hüseyin'in çektiği çile ve zorluklar en taş kalpli insanı bile titretmektedir. Zira Hüseyin'i duyan her insan, benliğinin en ücra köşesinde bile o büyük insana karşı mutlaka bir sevgi ve muhabbet oluştuğunu görecektir.

Nickolsen (Meşhur Doğubilimcisi):

Ümeyyeoğulları zalim ve asi idi. İslâm hükümlerini görmezlikten gelerek Müslümanları zelil duruma düşürüyorlardı. Tarihi incelediğimizde karşımıza şu tablo çıkıyor: Din, kukla bir hükümdara karşı kıyam etti ve dinî hükümet, imparatorluğun karşısında yer aldı. Buna göre insaflıca hükümde bulunan tarih, Hüseyin'in kanının Ümeyyeoğulları'nın boynunda olduğuna kanaat etmektedir.

Sir Phearsi Saecks (İngiliz Doğubilimcisi) :

Hakikaten de az bir kitlenin göstermiş olduğu bu yüreklilik ve cesaret, asırlardır duyan herkesin sempatisini kazanarak takdire şayan olmuştur. Bu bir avuç yürekli ve kahraman halk kitlesi, hiçbir zaman silinmeyecek mücadele ruhları ile ebediyete kadar kendilerinden söz ettireceklerdir.

Thamlas Thondon (Hintli, Eski Hindistan Milli Kongre Başkanı) :

Gösterilen bu fedakârlık ve yüksek cesaret örneği, İmam Hüseyin'in şahadetiyle insanların düşünce ve fikir yapısının yükselişe geçmesine sebep oldu. Dolayısıyla sürekli anlatılmalı, unutturulmamalıdır.

Abdurrahman Şerqâvî (Mısırlı Edebiyatçı ve Bilim Adamı) :

Hüseyin Aleyhisselam, din ve özgürlüğün timsali bir şehittir. Bu yüzdendir ki Hüseyin Aleyhisselam ile sadece Şialar değil, bilâkis tüm özgürlükçü dünya halkları bu eşsiz insanla iftihar etmelidirler.

Taha Hüseyin (Mısırlı Bilim Adamı ve Edebiyatçı) :

Hüseyin Aleyhisselam, babasının izlediği yolu bıraktığı yerden takip ederek cihadı yeniden başlatmak uğruna kendisini aşk ateşinde yaktı. Muaviye ve yandaşları hakkında çekinmeksizin konuşuyordu. Öyle ki Muaviye onu tehdit etmeye başlamıştı. Ama Hüseyin Aleyhisselam kendi dostlarına hakkı savunurken gevşek davranmamayı öğretti.

Abdulhamid Cevdet Sehar (Mısırlı Yazar) :

Hüseyin Aleyhisselam, Yezid'e biat edemez ve hükümetini asla kabul edemezdi. Aksi hâlde zulmü, zilleti ve tuğyan sütunlarını sağlamlaştırmış olurdu. Sonuç itibariyle zulme karşı boyun eğmiş olurdu.

Allame Tantavi (Mısırlı Filozof ve Bilim Adamı) :

(Hüseyn'nin Öyküsü'nden bir kesit:) Aşk özgürlükçüleri Allah yolunda fedakârlığa davet ettiler. Onlar için ölüme koşmak en büyük arzu ve istek olmuştu. Kurbangâha doğru birbirleriyle yarışırcasına hızla ilerlemekteydiler.

el-Ubeydî (Musul Müftüsü) :

Kerbela faciası, insanlık tarihinin ender vakalarından biridir. Bu faciayı yaşatanların da, ender insanlar oldukları gibi. Hüseyin b. Ali Aleyhisselam, mazlumun hakkını savunmayı, insanlığın çıkarlarını korumayı kendi vazifesi bildi. Bu yüzdendir ki hiçbir zaman zulme ve zalime karşı müsamaha göstermedi.

14 Masum Aleyhimusselam Eşittir Ve Tek Nurdur :

Muhammed Mustafa Sallallahu Aleyhi ve Alihi ve Sellem ..... Imam Ali Murtaza Aleyhisselam ..... Hazreti Fatima-i Zehra Selamullahi Aleyha ..... Imam Hasan al-Mucteba Aleyhisselam

Imam Hüseyin Seyyidi Suheda Aleyhisselam ..... Imam Aliyen Zeynel Abidin Aleyhisselam ..... Imam Muhammed Bakir Aleyhisselam ..... Imam Cafer Sadik Aleyhisselam

Imam Musa Kazim Aleyhisselam ..... Imam Ali Riza Aleyhisselam ..... Imam Muhammed Taki Aleyhisselam ..... Imam Ali Naki Aleyhisselam ..... Imam Hasan Askeri Aleyhisselam

Imam Mehdi Aleyhisselam.