REC'AT : Dünyaya Geri Dönüş

ENGLISH

Imamet
Hazreti Fatima Selamullahi Aleyha
Zuhur
Rec'at
Kiyamet
Kerbela
Namaz
Abdest

الْلَهُمَّ صَلِّ عَلَى مُحَمَّدْ وَاَلِ مُحَمَّدْ وَعَجِّلْ فَرَجَهُمْ وَالْعَنْ أَعْدَائَهُمْ

İmam Cafer Sadık Aleyhisselam şöyle buyurdu :

"Muhakkak beklediği bir devlet var her milletin

Devleti, ahir zamanda zuhur edecek biz Ehlibeyt'in"

Şeyh Saduk kendi senediyle Hasan b. Cehm'den, Me'mun'un, İmam Rıza Aleyhisselam'a, "Ey Ebe'l Hasan! Ric'at hakkında görüşünüz nedir?" diye sorduğunda İmam Aleyhisselam'ın şöyle buyurduğunu rivayet eder:

"Ric'at haktır; geçmiş ümmetlerde ric'at olmuştur ve Kur'an da bunu bildirmiştir. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Alihi ve Sellem buyurmuştur ki: Geçmiş ümmetlerde vuku bulan her şeyin tıpkısı bu ümmette de vuku bulacaktır. Evlatlarımdan olan Mehdi Aleyhisselam kıyam edince Meryem oğlu İsa yere inecek ve onun arkasında namaza duracaktır. Bilin ki İslam garip olarak başladı ve garip olarak da dönecektir; ne mutlu gariplere!" Ya Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Alihi ve Sellem! Sonra ne olacak? diye sorulduğunda ise o hazret, "Sonra hak, ehline dönecektir", buyurdu."(1)

Bakara 243 : "Binlerce oldukları halde, ölüm korkusundan dolayı yurtlarından çıkıp gidenleri görmedin mi? Allah onlara, "ölün!" dedi (öldüler). Sonra onları diriltti. Şüphesiz Allah insanlara karşı lütufkardır. Lakin insanların çoğu şükretmez."(2)

Bu ayet-i kerimenin tefsirindeki bütün rivayetler onların uzun bir süre öldüklerine, sonra Allah'ın onları dirilttiğine, böylece dünyaya dönerek uzun bir süre yaşadıklarına delalet etmektedir.

Şeyh Saduk der ki: Onların sayısı yetmiş bin hane idi. Her yıl taun hastalığına yakalanıyorlardı. Bu yüzden zenginler maddi imkanları iyi olduğu için diyarlarından çıkıyor, fakirler ise maddi imkanları zayıf olduğu için diyarlarında kalıyordu. Bu nedenle, göç edenler taun hastalığına az yakalanıyor, göç etmeyenler ise bu hastalığa daha çok tutuluyorlardı. Dolayısıyla, diyarlarında kalanlar, eğer biz de diyarımızdan göç etseydik taun hastalığına yakalanmazdık, diyorlardı; göç edenler ise, eğer diyarımızdan göç etmeseydik biz de taun hastalığına yakalanırdık, diyorlardı.

Nihayet taun hastalığı gelince hep birlikte diyarlarından çıkmaya karar verdiler ve bir denizin sahiline göç ettiler. Yüklerini indirdiklerinde Allah onlara: "Ölün" diye seslendi. Böylece hepsi öldü. Sonuçta yoldan geçen biri onları kenara itti ve orada Allah'ın istediği bir süre kaldılar.

Sonra İsrailoğulları peygamberlerinden Ermiya(3) isminde bir peygamber oradan geçince şöyle dedi: Ey Rabb'im! Eğer dilersen onları diriltirsin; onlar da senin beldelerini bayındırlaştırır, kullarını dünyaya getirir ve sana ibadet edenle birlikte ibadet ederler. Bunun üzerine Allah Teala ona, "Senin için diriltmemi ister misin?" diye vahyetti. Peygamber, "Evet, isterim" cevabını verince Allah Teala onları dirilterek o peygamberle birlikte gönderdi. Dolayısıyla, onlar öldükten sonra dünyaya döndüler ve sonra da kendi ecelleriyle öldüler.(4)

İşte bu, ölümden sonra dünyaya dönüştür. Hamran b. A'yen, İmam Bâkır Aleyhisselam'dan onların hakkında, "Acaba onlar dirildiler ve insanlar onları gördükten sonra yine aynı gün öldüler mi, yoksa dünyaya dönerek evlerinde oturdular, yemek yediler ve kadınlarla evlendiler mi?" diye sordu. İmam şöyle buyurdu: "Allah onları dünyaya döndürdü; onlar evlerinde oturdular, yemek yediler, kadınlarla evlendiler ve dünyada Allah'ın istediği kadar yaşadılar; daha sonra kendi ecelleriyle öldüler."(5)

Bakara 259 : "Yahut görmedin mi o kimseyi ki, evlerinin duvarları çatıları üzerine çökmüş (alt üst olmuş) bir kasabaya uğradı; "ölümden sonra Allah bunları nasıl diriltir acaba" dedi. Bunun üzerine Allah onu öldürüp yüz sene bıraktı; sonra tekrar diriltti. Ne kadar kaldın? dedi. "Bir gün yahut daha az dedi. Allah ona: Hayır, yüz sene kaldın. Yiyeceğine ve içeceğine bak, henüz bozulmamıştır. Eşeğine de bak. Seni insanlara ibret kılalım diye (yüz sene ölü tuttuk, sonra tekrar dirilttik). Şimdi sen kemiklere bak, onları nasıl düzenliyor, sonra ona nasıl et giydiriyoruz, dedi. Durum kendisince anlaşılınca: şimdi iyice biliyorum ki, Allah her şeye kadirdir, dedi." (6)

Yıkık bir kasabaya uğrayan bu kişinin kim olduğu konusunda farklı rivayetler ve tefsirler vardır. Ancak onun yüz sene ölü olarak kaldığı ve yüz sene sonra dünyaya dönerek yaşadığı ve sonra da kendi eceliyle öldüğünde ittifak edilmiştir; bu da dünya hayatına bir dönüştür.

Tabersi der ki: Bu yıkık kasabaya uğrayan Uzeyr'dir; Ebu Abdullah İmam Sadık Aleyhisselam'dan nakledilen rivayet de bu doğrultudadır. İmam Bâkır Aleyhisselam'dan nakledilen rivayete göre de bu adam Ermiya'dır.(7)

Ayyaşî, kendi senediyle İbrahim b. Muhammed'den şöyle rivayet eder: İlim ehli bir grup, harici olan İbn-i Kevva'nın İmam Ali Aleyhisselam'a, "Ey müminlerin emiri! Dünya ehli arasında babasından büyük çocuk var mıdır?" diye sorduğunu ve o hazretin şöyle buyurduğunu rivayet eder:

"Evet; onlar Uzeyr'in çocuklarıdır. Uzeyr, tarlasından gelince yıkılmış bir kasabadan geçiyordu, bir eşeği, içinde incir olan bir tulumu ve içinde meyve şırası olan bir de testi vardı; bu halde yıkılmış kasabadan geçerken (kasabanın halini görünce) "Ölümden sonra Allah bunları nasıl diriltir acaba?!" dedi. Derken Allah Teala onu yüz yıl öldürdü. Sonra çocukları çoğaldı ve nesli arttı. Sonra Allah Teala onu öldürdüğü yerde dirilterek dünyaya döndürdü; işte o çocuklar babalarından büyüktü." (8)

Bakara 55-56 : "Bir zamanlar: Ey Musa! Biz Allah'ı açıkça görmedikçe asla sana inanmayız, demiştiniz de bakıp durur olduğunuz halde hemen sizi yıldırım çarpmıştı. Sonra ölümünüzün ardından sizi dirilttik ki şükredesiniz." (9)

Bu iki ayet Hz. Musa aleyhisselam'ın kavminden Allah'la görüşmek için seçilenlerden bahsediyor. Onlar Allah Teala'nın buyruğunu duyunca, "Allah'ı açıkça görmedikçe inanmayız" dediler ve bu zulümlerinden dolayı yıldırım çarptı ve öldüler. Musa aleyhisselam'ın, "Ey Rabb'im! İsrailoğulları'na döndüğümde onlara ne diyeyim" diye arzetmesi üzerine Allah Teala onları diriltti. Böylece onlar dünyaya döndüler, yediler, içtiler kadınlarla evlendiler ve çocukları oldu; daha sonra kendi ecelleriyle öldüler.(10)

Bu da İsrailoğulları'ndan yetmiş kişinin ölümünden sonra tekrar dirilişi ve dünyaya dönüşüdür; Allah Teala buyuruyor ki:

A'raf 155 : "Musa tayin ettiğimiz vakitte kavminden yetmiş adam seçti. Onları o müthiş deprem yakalayınca Musa dedi ki: Ey Rabb'im! Dileseydin onları da beni de daha önce helak ederdin. İçimizden bir takım beyinsizlerin işlediği (günah) yüzünden hepimizi helak mı edeceksin?" (11)

Ashab-ı Kehf, Allah'a iman etmelerine rağmen putlara tapan, putları çağıran ve kendisine karşı çıkanları öldüren sultanlarının korkusundan imanlarını gizleyen bir gruptur. Sonra onlar toplanarak Allah'a iman ettiklerini bazılarına bildirdiler ve mağaraya sığındılar:

Kehf 25 : "Onlar mağaralarında üç yüz yıl ve buna ilaveten dokuz yıl kalmışlardır." (12)

Sonra Allah onları diriltti de birbirlerini soruştursunlar diye dünyaya döndüler; onların kıssası meşhurdur.

"Nihayet Sûr'a üfürülecek. Bir de bakarsın ki onlar kabirlerinden kalkıp koşarak Rablerine giderler. (işte o zaman) Eyvah, eyvah! Bizi kabrimizden kim kaldırdı? Bu, Rahman'ın vahyettiğidir. Peygamberler gerçekten doğru söylemişler! derler."(13)

Bunun örnekleri çoktur.(14)

Yusuf b. Yahya Mukaddesi-i Şafii, "Ikd'ud Durer" adlı kitapta Ashab-ı Kehf kıssasının tefsirinde Sa'lebi'den şöyle rivayet ediyor: Arkadaşlarıyla ahir zamanda Mehdi Aleyhisselam'ın kıyamına kadar yan üste yatıştılar. Deniliyor ki: Mehdi Aleyhisselam onlara selam verecek, sonra Allah onları diriltecektir."(15) Bu da Ashab-ı Kehf'in ahir zamanda ric'atini (dünyaya döneceğini) göstermektedir.

İsrailoğulları'ndan Öldürülen Bir Kişinin Dirilişi

Müfessirler şöyle rivayet ederler: İsrailoğulları'ndan biri, zengin bir akrabasının mirasına konmak için onu öldürdü ve onu öldürdüğünü diğerlerinden gizledi. Yahudiler ise onun katilini tanımak istiyorlardı. İşte bu nedenle Allah Teala öldürülen kişinin dirilerek katilini tanıtması için bir inek kesmelerini ve onun bir parçasıyla ölü cesede vurmalarını emretti. İsrailoğulları bir süre tartıştıktan sonra ineği kestiler ve onun bir parçasıyla öldürülen kişinin cesedine vurdular. Böylece maktul dirildi, damarlarından kan fışkırdı ve katilini tanıttı. Allah Teala buyuruyor ki:

Bakara 73 : "Bunun için de: Ona (ölü cesede, kestiğiniz ineğin) bir parçasıyla vurun, demiştik. Böylece, Allah ölüleri diriltir ve size ayetlerini gösterir; belki düşünesiniz."(16)

Bütün bu olaylar, geçmiş ümmetlerde ölümden sonra tekrar dünya hayatına dönüldüğünü göstermektedir. Çeşitli dönemlerde, farklı mekanlarda ve farklı amaçlarla içlerinde peygamberler, peygamberlerin vasileri ve sıradan halkın bulunduğu bazı kişiler dünyaya dönmüşlerdir. Ve bu da ölülerin ölümden sonra dünya hayatına dönmelerinin imkansız olmadığını ortaya koymaktadır; bunda hiçbir tartışmaya yer yoktur.

Burada şunu sormamız gerekiyor: Gelecekte ric'ati (ölümden sonra dünyaya dönüşü) engelleyecek sebep nedir? Geçmişte ric'ati gerektiren bazı nedenler vardı; gelecekte ric'ati gerekli kılacak bütün bu nedenler daha önemli bir nedenin söz konusu olamaz mı?! Oysa ric'at, canilerin ve zalimlerin kirlettiği, tahammül edilmez oranda zulüm ve haksızlıkla doldurduğu yeryüzünde hakkın uygulanması ve adaletin yerini bulması doğrultusunda peygamberlerin hedefi ve elçilerin vaad ettiği azabın gerçekleşmesidir:

Enbiya 105 : "Andolsun Tevrat'tan sonra Zebur'da da: Yeryüzüne muhakkak iyi kullarım varis olacak (bu yer onların eline geçecek) diye yazmıştık."(17)

Tevbe 24 : "O halde Allah emrini getirinceye kadar gözetleyin (başınıza gelecekleri göreceksiniz)!"(18)

RİC'ATİN KIYAMETTEN ÖNCE GERÇEKLEŞECEĞİNİ VURGULAYAN AYETLER:

Neml 82: "O söz, başlarına geldiği zaman, onlara yerden bir DABBE çıkarırız; o onlara insanların, ayetlerimize içtenlikle inanmadıklarını söyler.

Neml 83 : O gün her ümmetten ayetlerimizi yalanlayanlardan bir cemaat haşrederiz. Onlar (bütün inkarcılar) hep bir araya getirilip tutuklanarak (ilahi huzura) sevk edilirler.

Neml 84 : Geldikleri zaman der: Ayetlerimi anlamadığınız halde yalanladınız mı? Yoksa ne yaptınız?..."(19)

Neml 87 : "...Sûr'a üfürüldüğü gün göklerde ve yerde bulunan kimseler, hep korku içinde kalır. Yalnız Allah'ın diledikleri (korkmazlar). Hepsi boyun bükerek O'na gelirler."(20)

Bu ayetlerde 3 olaydan bahsedilir :

1- Dabbet-ul Arz'ın çıkışı: "Onlara yerden bir Dabbe çıkarırız."

2- Özel Haşır: "O gün her ümmetten ayetlerimizi yalanlayanlardan bir cemaat haşrederiz."

3- Diriliş için Sûr'a üfürülüş: "Sûr'a üfürüldüğü gün... Hepsi boyun bükerek O'na gelirler."

1-Bazı rivayetlerde bu ayetteki "Dabbet-ul Arz"dan maksadın Emirulmüminin Ali b. Ebutalib olduğu vurgulanmaktadır. Süfyan b. Uyeyne kendi senediyle Cabir b. Yezid-i Cu'fi'den "Dabbet-ul arz"ın Ali b. Ebutalib olduğunu rivayet eder.(21)

Şeyh Kuleyni kendi senediyle İmam Muhammed Bâkır Aleyhisselam'dan şöyle nakleder:

Emirulmüminin Ali Aleyhisselam buyurmuştur ki: "(Düşmana) ard arda saldıran, devletlerin devletinin sahibi benim. Asa ve kızgın demir sahibi ve insanlarla konuşan Dabbe benim."(22)

"Biri Ammar b. Yasir'e, ey Ammar! Allah'ın Kitabındaki bir ayet huzurumu kaçırdı ve beni şüpheye düşürdü, dedi. Ammar, hangi ayet? diye sordu. Adam, "O söz, başlarına geldiği zaman, onlara yerden bir Dabbe çıkarırız; o onlara insanların, ayetlerimize içtenlikle inanmadıklarını söyler" ayetidir; ayetteki Dabbet-ul arz nedir? dedi.

Ammar, Allah'a andolsun onu sana gösterinceye kadar oturmayacağım, yemeyeceğim ve içmeyeceğim, dedi ve o adamla birlikte Emirulmüminin Ali Aleyhisselam'ın evine gitti. O sırada Hz. Ali Aleyhisselam hurma ve tereyağı yiyordu. Ammar'ı görünce, buyur, dedi. Ammar da oturarak o hazretle birlikte yemeye başladı. Adam bunun görünce şaşırdı. Ammar kalkınca adam, Süphanellah! Ey Ammar! Sen, onu (dabbeyi) bana gösterinceye kadar yemeyeceğine, içmeyeceğine ve oturmayacağına dair yemin etmiştin, dedi. Bunun üzerine Ammar, eğer aklını çalıştırırsan onu sana gösterdim, cevabını verdi."(23)

Ebu'l Feth-i Râzî kendi tefsirinde der ki : Ashap kanalıyla elimize ulaşan rivayetler gereğince "Dabbet-ul Arz", zamanın sahibi Mehdi Aleyhisselam'a işarettir.

Bu hadise ve önceki hadislere dikkat ettiğimizde, "Dabbet-ul Arz" kelimesinden, ahir zamanda dünyaya dönecek, hakla batılı ve müminle kafiri birbirinden ayıracak, Allah'ın azamet ve yüceliğinin nişanelerinden birisi olan herhangi büyük bir imamla bağdaşacak daha geniş bir anlam çıkarılabileceğini görmekteyiz.

Geçen rivayetlerdeki, "Dabbe"nin, kuvvet ve mucizenin göstergesi olan Musa'nın asasına ve ilahi hükümetin göstergesi olan Süleyman'ın yüzüğüne sahip olduğunun vurgulanması, onun, insanlara ayet ve nişane olacak yüce ilahi güce sahip bir insan olduğunu göstermektedir; ayrıca ayetteki "onlarla konuşur" tabiri de onun bir insan olduğunu onaylamaktadır.

2-"O gün her ümmetten ayetlerimizi yalanlayanlardan bir cemaat haşrederiz."

Daha önce de dedik ki müfessirlerin de ittifak ettiği gibi "O söz, başlarına geldiği zaman, onlara yerden bir Dabbe çıkarırız..." ayeti, kıyamet gününden önce vuku bulacak olaylarla ilgilidir. Ayetlerin akışı ve tertibi dışında "O gün her ümmetten ayetlerimizi yalanlayanlardan bir cemaat haşrederiz" şeklindeki özel haşır ayeti de bunu tamamlamakta ve olayların zaman zincirlemesi açısından bununla bağlantı içerisindedir. Özel haşır ayeti, kıyametin iki alameti olan Dabbe ve üfürülüş alametleri arasında yer almıştır.

3-"Sûr'a üfürüldüğü gün" ayeti, özel haşrın kıyametten önce vuku bulacağına ve özel haşrın da kıyametin alametlerinden biri olduğuna delalet etmektedir. Allah Teala genel haşır hakkında, "üfürülüşten sonra diriliş" tabirini kullanmıştır. "Göklerde ve yerde bulunan kimseler hep korku içinde kalır... Hepsi boyun bükerek O'na gelirler." Yine burada iki haşır vardır: Biri, her ümmetten bir grubun toplanacağı haşırdır ki bu ric'at (ölümden sonra dünyaya dönüş)tür, diğeri ise bütün insanları kapsayan haşırdır ki bu da kıyamet gününü bildirir. Kıyametten sonra başka bir haşır daha olmadığında ittifak edildiğinden, bu haşrın kıyametten önce olacağı anlaşılmaktadır.

Başka bir tabirle, özel haşrın kıyamet günü olmadığının delili, bu ayetin, her ümmetten Allah'ın ayetlerini yalanlayan bir grubun haşredileceğine delalet etmesidir. "Her ümmetten" ayetinin Arapça'sında geçen "min" kelimesi "bazılarını" ve "bir kısmını" anlamını verir ve bu ise istisnaya delalet eder; oysa Kur'an-ı Kerim'in bir çok ayetinde kıyamette haşrın özel bir kavme ve belli bir cemaate has olmadığı, bu haşr ve dirilişin herkesi kapsayacağı vurgulanmıştır: "Hepsini haşredeceğimiz gün..."(24) İşte bu ayette hiçbir istisna yoktur ve herkesin dirileceği vurgulanmaktadır. Dolayısıyla, her ümmetten bir grubun dirilmesi, yeryüzünde hayatın tamamen son bulacağı kıyamet gününün olaylarından değildir. Yukarıda söylediklerimizden, kaydettiğimiz ikinci ayetin kıyametten önce de bir dirilişin olacağının açık bir delilidir.

Ehlibeyt İmamları Aleyhimusselam bu ayetle ric'at inancının doğruluğunu vurgulamışlardır. Ebu Basir, İmam Muhammed Bâkır Aleyhisselam'ın, "Iraklılar ric'ati inkar mı ediyorlar?" diye sorduğunu ve kendisinin, "Evet" demesi üzerine İmam'ın, "Kur'an-ı Kerim'in "O gün her ümmetten bir grubu haşredeceğiz" buyurduğunu okumamışlar mı?!" buyurduğunu rivayet eder.(25)

Ali b. İbrahim kendi tefsirinde, Hammad'dan senediyle İmam Sadık aleyhisselam'ın şöyle buyurduğunu nakleder: "İnsanlar "O gün her ümmetten bir grubu haşrederiz" ayeti hakkında ne diyorlar?" diye sordu. Ben, bu haşrın kıyamette olacağını söylüyorlar dedim.

Bunun üzerine İmam Aleyhisselam buyurdu ki:

Öyle değil; bu ayet (kıyametten önce) dünyaya dönüş hakkındadır; Allah kıyamette bir grubu haşredip diğerlerini bırakacak mı? Kıyamet ayeti şudur:

"O gün ... onları(n hepsini) haşredeceğiz, hiç birini bırakmayacağız."(26). Allah Teala Kur'an-ı Kerim'de büyük haşrı kıyamet günü olarak tanıtmıştır:

Kehf 47 :"O gün ... onları(n hepsini) haşredeceğiz, hiç birini bırakmayacağız."(27)

Kıyamet gününden önceki ric'at haşriyle ilgili olarak da şöyle buyuruyor:

Neml 83 :"O gün her ümmetten ayetlerimizi yalanlayanlardan bir cemaat haşrederiz."(28)

Ehlibeyt İmamları Aleyhimusselam'dan nakledilen rivayetlerde şu gerçek vurgulanmaktadır : Hz. Mehdi Aleyhisselam kıyam edince Allah Teala, Hz. Mehdi Aleyhisselam'a yardım etmenin sevabına ulaşmaları için onun ölmüş dostlarından ve şiilerinden bir grubu diriltecek ve onlar İmam Mehdi Aleyhisselam'ın evrensel hükümetinin kurulmasıyla sevineceklerdir. Ve yine Allah Teala, İmam Mehdi Aleyhisselam'ın düşmanlarından da bir grubu, şiileri tarafından öldürülerek onlardan intikam alınması ve böylece hakkettikleri azabın bir kısmını dünyada görmeleri ve onun sözünün yüceliğini görerek har ve zelil olmaları için dünyaya geri döndürecektir. Aklı selim birisi, bunun imkansız olmadığında ve Allah'ın buna gücü yeteceğinde şüphe etmez; Allah Teala bunu geçmiş ümmetlerde de yapmış ve Kur'an-ı Kerim Hz. Uzeyr'in kıssası gibi birkaç yerde bunlardan bahsetmiştir. Peygamber Efendimiz Sallallahu Aleyhi ve Alihi ve Sellem'de bir hadisinde bunu şöyle doğrulamıştır:

"İsrailoğullarında vuku bulan olayların tıpkısı yakında benim ümmetimde de vuku bulacaktır; hatta onlardan birisi kertenkelenin deliğine girse siz de oraya gireceksiniz"(29)

Nur 55 : "Allah sizden, inanıp iyi işler yapanlara va'detti; onlardan öncekileri nasıl hükümran kıldıysa, onları da yer yüzünde hükümran kılacak ve kendileri için seçip beğendiği dinlerini kendilerine sağlamlaştıracak ve korkularının ardından kendilerini (tam) bir güvene erdirecektir. Onlar hep bana kulluk ederler ve bana hiçbir şeyi ortak koşmazlar."(30)

Mu'min 11 : "Dediler ki: Rabb'imiz, bizi iki kez öldürdün ve iki kez dirilttin. Günahlarımızı itiraf ettik. Şimdi (şu ateşten) çıkmak için (bize) bir yol var mı (acaba)"(31)

Şeyh Mufid (r.a) der ki: Allah Teala, dirilen zalimlerin büyük diriliş günü olan kıyamette, "Rabb'imiz, bizi iki kez öldürdün..." diyeceklerini haber vermektedir. Ehl-i Sünnet'in bu konudaki tevili kabul görmez. Ehl-i Sünnet; "Rabb'imiz, bizi iki kez öldürdün..." ayeti, onların dünyaya geldikten sonra ölü olarak yaratıldıkları anlamına gelir derler. Bu yanlış bir yorumdur; Araplar bu tabiri kullanmazlar. Çünkü fiil ancak kelimenin, anlamını içerdiği sıfatın dışında bir olguya taalluk eder ve Allah'ın ölü olarak yarattığına, "Allah onu öldürdü" denilmez. Bu tabir ancak yaşadıktan sonra ölen kimse hakkında kullanılır. Ve yine "Allah ölüyü diriltti" tabiri de ancak dirilmeden önce ölü olan kimse hakkında kullanılır; bu konu üzerinde birazcık düşünen herkes bunu anlayabilir.

Bazıları "Rabb'imiz, bizi iki kez öldürdün..." ayetinden maksadın, yaşamlarından sonra mezarlarda sorguya çekilmek için ölüm olduğunu sanmışlardır. Bu durumda birinci ölüm mezara girmeden önce, ikinci ölüm ise mezara girdikten sonra vuku bulacaktır; bu görüş de başka bir açıdan batıldır. Çünkü sorguya çekilmek için kabirden diriliş insana mükellefiyet getirecek bir diriliş değildir; dolayısıyla insanın o dirilişte boşa geçirdiği şeylerden pişman olması anlam taşımaz. Bir grubun her iki diriliş dönemlerinden dolayı pişman olduklarını açıklamaları, ikinci dirilişin sorguya çekilmek dirilişi olmadığını gösterir. Ancak bu ayetten, teklifleriyle ve yaptıkları taşkınlıklarla ilgili olan ric'at hayatı kastedilmiştir. Dolayısıyla bunu yapmazlar ve yaptıkları taşkınlıklar sunulduğu gün pişman olurlar.

Yine iki ölümden maksat da, biri ecelleri geldiğinde ve diğeri ise hayata döndüklerinde ölmeleridir. Ric'atı inkâr edenler ise, ikinci ölümü yaratılmadan önce bir hiç ve yok olmaya yorumlamışlardır. Fakat ölüm ancak diri için söz konusu olabileceği için onların ölmeden önce diri olmaları gerekmektedir; oysa yaratılmadan önce yokluk oldukları için diri olmaları söz konusu değildir. İşte bu çelişkiden kurtulabilmek için ancak bizim açıkladığımız yol kalıyor.

Nahl 38-39 : "(Onlar) yeminlerinin bütün şiddetiyle: Allah ölen kimseyi diriltmez! diye Allah'a yemin ettiler... (Diriltecektir ki) hakkında ihtilaf ettikleri gerçeği onlara açıklasın ve inkar edenler de yalancı olduklarını bilsinler."(32)

Şeyh Saduk, Kuleyni, Ali b. İbrahim, Ayyaşi ve diğerleri bu ayetin ric'at hakkında nazil olduğunu rivayet ederler,(33) şüphesiz bu ayet kıyameti inkâr doğrultusunda değildir; çünkü onlar Allah'a değil, Lat ve Uzza adındaki putlarına yemin ediyorlardı; "bilmek" ise ahirette değil, dünyada olması gereken bir şeydir.(34)

Bakara 28 : "Allah'ı nasıl inkar edersiniz ki, siz ölülerdiniz, O sizi diriltti; yine öldürecek, yine diriltecek; sonra O'na döndürüleceksiniz."(35)

İbn-i Şehraşub der ki: Bu ayet, ahirette dirilişle ölüm arasında başka bir hayatın daha olduğuna delalet eder; bu hayat inkar edilemez; çünkü geçmişte de bunun örnekleri yaşanmıştır: Örneğin İsrailoğulları'nın kıssasında: "Binlerce oldukları halde, ölüm korkusundan dolayı yurtlarından çıkıp gidenleri görmedin mi?..." Uzeyr veya Ermiya'nın kıssasında: "...Yahut görmedin mi o kimseyi ki, evlerinin duvarları çatıları üzerine çökmüş (alt üst olmuş) bir kasabaya uğradı..." Hz. İbrahim aleyhisselam'ın kıssasında: "Rabb'im! Ölüleri nasıl dirilteceğini bana göster!.."(36)

Şeyh Hürr-ü Amili der ki: Bu ayetle delil getirilişin sebebi, ayetin iki defa dirilişi ispatlamasıdır. Bu ayetin son bölümünde diyor ki: "Sonra O'na döndürüleceksiniz." Bundan maksat ise kesinlikle kıyamettir. Ayetin bu son bölümünün "sonra" kelimesiyle öncekine bağlanması, önceki bölümle farklı olduğunu anlatmak içindir. Dolayısıyla ikinci dirilişle ya ric'at ya da ric'ate benzer başka bir diriliş vurgulanmaktadır. Her durumda bu ayet, bu dirilişin kıyametten önce olacağına delalet eder.(37)

Kasas 5-6 : "Ve bizse yeryüzünde mustazaflara lutfetmeyi ve onları, halka önderler kılmayı ve yeryüzüne, onları miras bırakmayı dilemedeydik.İstiyorduk ki onları yeryüzünde yerleştirip kuvvetlendirelim ve Firavun'la Haman'a ve askerlerine de, onlardan çekindikleri şeyleri gösterelim."(38)

Mustazaflar yani zayıf düşürülenler, hak batıl birbirine karıştığı için gücü yetipte hakkı savunamayanlardır. İşte bu kişiler zamanı gelince yani Ric'at'te yerüzünün önderleri ve mirasçıları olacaktır.

İmam Sadık Aleyhisselam şöyle buyurmuştur:

"Yedi şeye ikrar eden mümindir: ... Onlardan biri de ric'ate inanmaktır."(39)

İmam Rıza Aleyhisselam'dan şöyle buyurduğu rivayet edilir:

"Kim Allah'ın birliğine ... ric'at ve iki mutaya (temettü haccı ve geçici nikaha), miraca ve kabirdeki sorgu-suale, havuza, şefaate, cennet ve cehennemin yaratılışına, sırat ve mizana, diriliş ve kıyamete, ceza-mükafat ve hesaba inanırsa, o gerçekten mümindir; böyle birisi biz Ehli-beyt'in Şialarındandır."(40)

Misbah kitabında İmam Cafer Sadık Aleyhisselam'dan rivayet edilen İmam Hüseyin Aleyhisselam'ın ziyaretnamesinde şöyle geçer :

"Ben size inandığıma ve dönüşünüze yakin ettiğime, Allah'ı, Allah'ın meleklerini, peygamberlerini ve elçilerini şahit tutuyorum." Burada, "dönüşten" maksat ric'attir.

İmam Mehdi Aleyhisselam'ın ziyaretnamesinde şöyle geçer :

"Ey Rabb'im! Beni, ric'atinde dünyaya dönenlerden, onun hükümetinde malik olanlardan ve onun döneminde güçlü olanlardan kıl."(41)

Al-i İmran 81 : "Allah peygamberlerden şöyle söz almıştı: "Andolsun ki size kitab ve hikmet verdim, sonra yanınızda bulunanı doğrulayıcı bir peygamber geldiğinde ona muhakkak inanacak ve ona yardım edeceksiniz! Bunu kabul ettiniz mi? Ve bu hususta ağır ahdimi üzerinize aldınız mı?" demişti. Onlar: "Kabul ettik" dediler. (Allah da) dedi ki: "Öyleyse şahit olun, ben de sizinle beraber şahit olanlardanım."

Al-i İmran 82 : "Artık bundan sonra her kim dönerse, işte onlar yoldan çıkmışların ta kendileridir."

Bu ayetlerde de görüldüğü gibi bütün peygamberler bir araya gelecek ve onların yanındakini doğrulayıcı İmam Mehdi Aleyhisselam geldiğinde ona yardım edeceklerdir. Bu konuda bütün Peygamberler kesin söz vermişlerdir. Allah Subhanallah Teala bu konuda şahit olanlardandır. Bu peygamberlerin yardım etmesi kıyamette olamayacağına göre kesinlikle Ric'at'te olacaktır.

(1) - Bihar-ul Envar, c.53, s.59/45.

(2) - Bakara, 243.

(3) - Kuleyni'nin "Kafi" adlı kitabındaki rivayette, c.8, s.170/237'de İmam Bâkır'dan ve Suyuti'nin Sudey'den ve onun da Ebu Malik ve diğerlerinden rivayetinde onun isminin "Hizkil" olduğu geçer.

(4) - el-İ'tikadat -Şeyh Saduk-, s.60, "Mu'temer-uz Zikr'el Elfiyye li Şeyh Mufid" basımı; Dürr'ül Mensur -Suyuti-, c.1, s.741-743; Beyrut-Dar'ul Fikr basımı.

(5) - Ayyaşi Tefsiri, c.1, s.130/433, Tahran-Mektebet-ul İlmiyye basımı.

(6) - Bakara, 259.

(7) - Tabersi'nin Mecma-ul Beyan'ı, c.2, s.639, Beyrut-Dar'ul Marifet basımı.

(8) - Ayyaşi Tefsiri, c.1, s.141/468; Tahran-Mektebet'ul İlmiyye basımı.

(9) - Bakara, 55-56.

(10) - el-İ'tikadat -Şeyh Saduk- s.61.

(11) - A'raf, 155.

(12) - Kehf, 25.

(13) - Yasin, 51-52.

(14) - Bkz. El-İ'tikadat -Şeyh Saduk-, s.62.

(15) - Ikd'ud Durer, s.192, Kum-Dar'un Nesaih basımı.

(16) - Bakara, 73. Ve bkz. Kısas-ul Enbiya -Sa'lebi-, s.204-207, Beyrut-Mektebet-us Sekafiyye basımı.

(17) - Enbiya, 105.

(18) - Tevbe, 24.

(19) - Neml, 82-84.

(20) - Neml, 87.

(21) - Mizan-ul İ'tidal -Zehebi-, c.1, s.384, Dar-ul Marifet basımı.

(22) - Kâfi, c.1, s.198/3, "Enne-l Eimmete hum Erkan-ul Arz" babı.

(23) - Kummi tefsiri, c.2, s.131 ve Mecma-ul Beyan tefsiri, c.7, s.366.

(24) - En'am, 128.

(25) - Muhtasar-u Besair'id Derecat, s.25. Bihar-ul Envar -Meclisi-, c.53, s.40/6. el-İykaz'u min'el Hic'a, s.278/91. er-Ric'at -Esterabadi-, s.55/30.

(26) - Kummi tefsiri, c.1, s.24. Muhtasar-u Besair-id Derecat -Hasan b. Süleyman-, s.41. Bihar-ul Envar, c.53, s.60/49. er-Ric'at -Esterabadi- s.77/48.

(27) - Kehf, 47.

(28) - el-Mesail'us Serviye, -Üstad Said Abdulhamid incelemesi-, s.33, Mutemer-u Şeyh Mufid basımı.

(29) - Mecma-ul Beyan, c.7,s 366.

(30) - Nur, 55.

(31) - Mu'min, 11.

(32) - Nahl-38-39.

(33) - Kafi, c.8, s.50/13. Kummi tefsiri, c.1, s.385. Ayyaşi tefsiri, c.2, s.259/26. İ'tikadat -Şeyh Saduk- s.62.

(34) - el-İykazu min'el Hic'a -Amili-, s.76.

(35) - Bakara, 28.

(36) - Muteşabih-ul Kur'an, c.2, s.97 ve Bakara, 243, 259, 260.

(37) - el-İykazu min'el Hic'a -Amili-, c.8, s.84.

(38) - Kasas, 5-6.

(39) - Hakk-ul Yakin -Seyyid Abdullah Şubber-, c.2, s.20.

(40) - Aynı kaynak, s.15.

(41) - Hakk-ul Yakin -Seyyid Abdullah Şubber-, c.2, s.15.

Ric'at, lügatte, ölümden sonra tekrar hayata dönmek anlamındadır.

Cevheri ve Firuzabadi diyor ki: "Falanca ric'ate inanıyor" denildiğinde, "onun ölümden sonra dünyaya dönüşe" inandığı kastediliyor.

"Ric'at"e "kerret" de denilmektedir. Ric'at ve kerret eş anlamlıdırlar. Cevheri der ki: Kerre, "geri dönmek" demektir. "Kerrehu" (onu geri döndürdü) ve "kerre bi nefsihi" (geri döndü) denir; geçişli ve geçişsiz fiil olarak kullanılır.

"Ben birden çok dönüş ve devletlerin devletinin sahibiyim". İmam Ali Aleyhisselam.

İmamiyye, Ehlibeyt aleyhimusselam'dan gelen rivayetlere göre Allah Teala'nın, ölenlerin bir bölümünü, öldükleri surette dünyaya getireceğine, böylece de bir bölüğü yücelteceğine, diğer bir bölüğü alçaltacağına, haklıları haksızlara ve mazlumları zalimlere galip kılacağına inanmaktadır ve bu, yeryüzünü zulüm ve haksızlıkla dolduktan sonra adalet ve eşitlikle dolduracak olan Âl-i Muhammed'in Mehdi'sinin, (aleyhi ve aleyhim efzalüssalati vesselam) zuhurunda olacaktır. İşte bu nedenle ric'at, Allah Teala'nın, zulüm ve düşmanlıkla dolan yeryüzünde suçluları cezalandırmasıyla ilahi adaletin gereğinin tecelli edeceği mazhar sayılmaktadır.

Dünyaya döndürülecek kişiler, ancak imanda en üstün olanlarla fesatta en aşağı derecede bulunanlardır. Bunlar sonra tekrar ölecekler, kıyamet koptuktan sonra sevaba ulaşacak veya azaba uğrayacaklardır.

"Rabb'imiz dediler, bizi iki kere öldürdün ve iki kere dirilttin; artık suçlarımızı da itiraf ettik; (cehennemden) çıkmamıza bir yol var mı?"

Allah Teala, Kur'an-ı Kerim'in bu ayet-i kerimesinde, bu ric'at ettirilenlerden hallerini düzene sokmayanların, kendilerini ıslah etmek ümidiyle Allah'tan kendilerinin bir kere daha dünyaya döndürülmelerini isteyeceklerini, ama onların bu isteğinin kabul edilmeyeceğini ve onların kalıcı bir azap içinde olacağını bildirmektedir

Ric'ati, olmayacak bir şey sanmamız, dünya yaşayışına alışmamızdan, ric'ati itiraf etmemizi veya inkâr etmemizi gerektirecek sebep ve engellerini tanımamamızdan kaynaklanır. Ric'ati, olmayacak bir şey sanmak, dünya yaşayışına alışmanın sonucu, "Çürümüşgitmiş, dağılıp yok olmuş kemikleri kim diriltir" diyenin zannına, sözüne benzer. Halbuki ona "De ki: Onları ilk defa düzüp koşan, meydana getiren diriltir ve O, her çeşit yaratmayı bilendir"(Yasin78-79) cevabı verilmiştir.

"Allah subhanallah Teala'nın günleri üçtür: Zuhur, Ric'at, Kıyamet."

"Doğru iseniz bu fetih ne zaman? diyorlar. De ki: Fetih günü (gelince, şimdi) inkâr edenlere (o zaman) inanmaları fayda vermez ve kendilerine mühlet de verilmez."(Secde28-29)

İmam Ali Aleyhisselam kurban olduğum Şahı Velayet şöyle buyurdu : "Dünya 5 gündür. Bunun 1'i kafirin 4'i mümünindir."

Müfesirler derki : Bu hadis-i şerif-e göre kafire verilen süre 20.000 senedir ve müminlere verilen süre ise 80.000 yıldır. Kafirelere verilen süre daha bitmemiştir ve zuhurla beraber müminlere verilen süre başlayacaktır.

İmam Cafer-i Sadık Aleyhisselam, ric’at konusunda şöyle buyurmaktadır: “Allah’a andolsun ki Allah-u Teala, ölüleri diriltmeden ve dirileri de öldürmeden, hakkı sahibine döndürmeden ve seçkin dinini tüm dünyada hâkim kılmadan önce, gece ve gündüzler sona ermeyecektir.”

İnsanlardan birçoğu bu dünyada çeşitli haklarından mahrum kalarak mazlumca öldürülmüşlerdir. Ric’atin hikmetlerinden birisi de, zulüm ve haksızlıkta zirveye ulaşan kimselerle onların haksızlığına uğrayan mazlum kimseleri dünyaya döndürmesi ve mazlum olan tarafın kendi eliyle kendi hakkını zalim olan taraftan almasıdır. İmam Musa Kazım Aleyhisselam şöyle buyurmaktadır: “Ölen insanlar, kendi intikamlarını almaları için dünyaya geri döneceklerdir… Zulüm gören herkes, aynısıyla intikam alacaktır. Öldürülen herkes, kanının karşılığını katilinden kendi eliyle alacaktır. Bu yüzden dökülen kanlarının karşılığını almaları için, onların düşmanları da dünyaya geri geleceklerdir. Mazlumlar onları öldürdükten sonra otuz ay yaşayacaklardır. Sonra kanlarının intikamını almış ve kalpleri sakinleşmiş bir halde hepsi bir gecede öleceklerdir. Onların düşmanları cehennemin en ağır azaplarına uğratılacaklardır.”

Bu iki grubun tekrar dünyaya gelmeleri, birinci grup için tekâmül halkasının tamamlanması ve ikinci grup için de zilletin en aşağı mertebesine düşmeleridir. İmam Sadık Aleyhisselam’ın da buyurduğu gibi: “Ric’at genel değildir ve kâmil imana erişmiş ve aşırı küfre düşmüş kimseler hakkındadır.” Ric’atın mümin ve kâfirlere özel olması ve genel olmamasına bakılınca, bu zikredilen iki konunun, onun temel hikmetlerinden olduğu anlaşılmaktadır.

Birçok ayet ve rivayetlerden, İslam dini ve ilahi adalet hükümetinin, Hz. Mehdi Aleyhisselam’in eliyle bütün dünyaya yayılacağı anlaşılmaktadır. Allah-u Teala, şöyle buyuruyor: “Biz kendi peygamberlerimiz ve müminleri dünyada ve şahitlerin dirildiği günde yardım edeceğiz.”(Mümin10)

Bu ayetin zahirinden, yardımın bireysel değil toplu olarak yapılacağı anlaşılmaktadır. Ama şimdiye kadar böyle bir yardım gerçekleşmediği için gelecekte mutlaka gerçekleşecektir. Çünkü ilahi vaadin gerçekleşmemesi düşünülemez. İmam Sadık Aleyhisselam bu ayetin tefsirinde şöyle buyurmaktadır: “Allah’a andolsun ki bu yardım ric’atte olacaktır. Peygamberlerin ve imamların birçoğu bu dünyada öldürüldüler ve kimse onlara yardım etmedi. Bu konu ric’atte gerçekleşecektir.”

Aynı şekilde İmam Muhammed Bakır Aleyhisselam, “O (Allah), müşrikler hoşlanmasalar da (kendi) dinini bütün dinlere üstün kılmak için Resulünü hidayet ve Hak Din ile gönderendir.” ayetinin tefsirinde şöyle buyurmaktadır: Allah, hak dini ric’atte diğer dinlere üstün kılacaktır.

İmam Sadık Aleyhisselam şöyle buyurdu : “İmam Zaman Aleyhisselam’ın kıyam vakti geldiğinde, Cemad-il Ahir ve Recep aylarında da hiç görmedik bir şekilde yağmur yağacaktır. Sonra Allah, o yağmur vesilesiyle müminlerin et ve kemiklerini kabirlerinde olgunlaştıracaktır. Onları görür gibiyim; Cehine’den gelmekte ve saçlarındaki toz ve toprakları silkelemekteler.”

14 Masum Aleyhimusselam Eşittir Ve Tek Nurdur :

Muhammed Mustafa Sallallahu Aleyhi ve Alihi ve Sellem ..... Imam Ali Murtaza Aleyhisselam ..... Hazreti Fatima-i Zehra Selamullahi Aleyha ..... Imam Hasan al-Mucteba Aleyhisselam

Imam Hüseyin Seyyidi Suheda Aleyhisselam ..... Imam Aliyen Zeynel Abidin Aleyhisselam ..... Imam Muhammed Bakir Aleyhisselam ..... Imam Cafer Sadik Aleyhisselam

Imam Musa Kazim Aleyhisselam ..... Imam Ali Riza Aleyhisselam ..... Imam Muhammed Taki Aleyhisselam ..... Imam Ali Naki Aleyhisselam ..... Imam Hasan Askeri Aleyhisselam

Imam Mehdi Aleyhisselam.